Günümüzde ne yazık ki dindarlık ile ahlakın yollarının ayrıldığı, temsil makamındaki bireylerin ve yapıların hataları yüzünden inanç değerlerinin sorgulandığı sancılı bir fetret devrindeyiz.
“Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyuran bir Peygamber’in ümmeti olarak; toplumda şahit olduğumuz ahlaki çözülmeler, kul hakkı ihlalleri, yolsuzluklar ve cezasızlık algısı hepimizin vicdanını derin bir şekilde kanatmaktadır.
Ahlaksızlığın kurumsallaştığı, saygısızlığın sirayet ettiği ve adalet duygusunun zedelendiği bu vasatta; kamu hakkı ihlallerinin “Sözde dindar görünümlü özde ahlaktan yoksun” kişilerce yapılması en büyük yaradır.
Haksızlık yapanların ilahi adalet önünde mutlaka hesap vereceğine inancımız tamdır; fakat dünyevi adaletin tecelli etmediği, yaptırımın adil ve caydırıcı biçimde uygulanmadığı bir toplumda huzur ve güvenden söz etmek imkânsızdır.
İslam, adaleti yalnızca ahirete ertelemek için değil; dünyada yaşanabilir, adil ve ahlaki bir nizam kurmak için vardır.
Bu yakıcı meseleyi dindarlık, ahlak ve hukuk (fıkıh) üçgeninde ele alan, günümüz krizlerine ışık tutan Dr. Osman Nuri Ünsal’ın Fıkıh-Ahlak İlişkisi adlı doktora tezinden süzülen temel hakikatleri şöyle özetleyebiliriz:
1. Ahlaka Dayalı Hukuk
Sağlıklı bir toplum düzeni sadece soğuk kanunlarla ayakta duramaz. Kanun iskeletse, ona ruh veren ahlaktır. Ahlaktan yoksun bir hukuk mekanizması binalar ve kurumlar inşa edebilir; ancak insanı, vicdanı ve adaleti inşa edemez.
2. Önce Ahlak ve Vicdan, Sonra Kural (Teşri Metodu)
İslam’ın yayılış kronolojisi bu hakikati kanıtlar:
- Mekke Dönemi: 13 yıl boyunca hukuki cezalar değil; İman esasları, dürüstlük, adalet ve ahde vefa gibi ahlaki/vicdani değerler inşa edilmiştir.
- Medine Dönemi: Vicdani ve ahlaki zemin oturduktan sonra toplumu, ekonomiyi ve yargıyı düzenleyen bağlayıcı hukuk kuralları gelmiştir.
Ahlakla beslenmeyen bir hukuk kuralı, zamanla şekilsel bir baskı aracına dönüşür.
3. Fıkıh-Ahlak Bütünlüğü ve İbadetler
Fıkıh, statik bir kanun derlemesi değil; hayatı ahlaki bir gaye ile tanzim eden bütüncül bir nizamdır.
- İbadetler: Şekilsel ritüeller değil, ahlaki olgunlaşma mekanizmalarıdır (Namaz kötülükten alıkoyar, zekât bencilliği yok eder, oruç iradeyi eğitir, hac eşitliği simgeler).
- İktisat ve Aile Hukuku: Ticarette sadece şekil yetmez, meşruiyet ve dürüstlük esastır. Ailede ve ceza hukukunda insan onurunu korumak merkezdendir.
4. Dinin Temel Gayesi ve “Üç Daire” Modeli
İslam hukukun ana gayesi: “Celb-i menâfi‘ ve def-i mefâsid” (Faydaları sağlamak, zararları engellemek) ilkesidir.
- İç Çekirdek (Sabitler): Değişmeyen temel ibadet ve haramlar.
- Orta Daire (Ahlak ve İlkeler): Bütün hukuka yön veren adalet, dürüstlük, ahde vefa ve liyakat.
- Dış Daire (Dinamik Hukuk): Zamana göre değişen içtihat ve idari düzenlemeler.
5. Şekilcilik Krizi ve Çözüm Yolları
Gününüzde yaşanan ahlak krizinin temelinde fıkhın ruhsuz bir kurallar bütününe dönüştürülmesi ve hukuki kurnazlıklar (kanuna karşı hîle) yatmaktadır. Çözüm için:
- Dünyevi Yaptırım: “Ahirette helalleşilir“ kolaycılığı terk edilmeli; hukuk, faillerin kimliğine bakmaksızın suça dünyada caydırıcı ceza vermelidir.
- Eğitimde Dönüşüm: İlahiyat eğitiminde fıkıh, Kural ezberinden çıkarılıp “Fıkıh Felsefesi” ve “Ahlaki Fetva Usulü” ile işlenmelidir.
- Ahlak Odaklı Fetva Dili: Fetva makamları “Hukuki kılıfı bulunsa dahi bu eylem ahlaka, takvaya ve kamu vicdanına aykırıdır” diyebilmelidir.
- Sonuç: Erdemli İnsandan Adil Topluma
Hukuk normları bireyi dışsal yaptırımlarla kuşatırken, ahlak onu içsel bir vicdan bilinciyle bağlar. İslam fıkhı, bu iki alanı birleştirerek sadece kanun boşluklarını kollayan değil; vicdanlı, adil ve erdemli bir insan tipi inşa etmeyi hedefler.
Dindarlık adı altında yapılan ahlaksızlıklara karşı gösterilecek en sahih ve samimi duruş; dini kılıfların arkasına saklanan haksızlıklara müsamaha göstermemek, hukukun ceza mekanizmasını dünyada adaletle işletmek ve ahlakı yeniden din anlayışımızın merkezine oturtmaktır.

Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.