Bugün sizlerle hayatımızın en büyük nimetlerinden birinin farkında olmak üzerine yazmak istiyorum: Sağlık ve Afiyet.
Sağlık, sadece hastalandığımızda fark ettiğimiz bir kavram değildir; o, hayatın her anında bizimle olan sessiz bir dosttur. Onu korumak, değerini bilmek, farkında olarak yaşamak; hem bedenimize hem ruhumuza karşı bir sorumluluktur.
Her sabah gözlerimizi açtığımızda, aslında farkına bile varmadan bir mucizeyle karşılaşırız: Yaşamak, nefes almak. Göğsümüzün ritmik hareketi, kalbimizin durmadan atışı, bedenimizin sessiz uyumu. Tüm bunlar, bize verilen en büyük armağanlardan biridir.
Bir nefesin bile ne kadar değerli olduğunu, onu almakta zorlandığımızda anlarız. Oysa her gün binlerce kez nefes alırız; her biri, yaşamı yeniden başlatan bir davet gibidir. Soluduğumuz hava, hücrelerimize kadar ulaşır; yediğimiz her lokma, sindirim sistemimizde çözülür, kanımıza karışır, vitamin ve enerjiye dönüşür. Vücudumuz, kusursuz bir düzen içinde, her an bizim için çalışır.
Bazen aceleyle yaşarken, bu mucizelerin içinden geçer gideriz. Çoğu zaman, sahip olduğumuz şeylerin değerini ancak onları kaybettiğimizde anlarız. Oysa her aldığımız nefes, her attığımız adım, her çarpan kalp; muhteşem bir ikram, sessiz bir mucizedir.
Düşünün
Aldığımız bir nefes, akciğerlerimizde oksijene dönüşür, o oksijen tüm hücrelerimize ulaşır. Daha sonra hücrelerimizden gelen karbondioksit verdiğimiz nefesle tekrar dışarı atılır. Aslında her nefes alış verişte iki defa yeniden hayata döneriz. Nefes almak kadar nefes vermekte büyük nimettir.
Yediğimiz bir lokma, sindirim sistemimizde parçalanır, kanımıza karışır ve vücudumuza enerji olur. Daha sonra posası ise barsaklar yoluyla dışarı atılır. İşlemin her noktası kusursuz şekilde planlanmıştır.
İçtiğimiz su emilerek vücudumuza yayılır, sonra da üre ve diğer maddeleri da yanına alarak böbreklerden atılır. Bu sürecin herhangi bir yerinde durması veya tıkanması ciddi hastalıkların belirtisidir.
Biz farkında olmasak da, bedenimiz her saniye bizim için çalışır; her an herşeyi bizden bir karşılık beklemeden yapar. Onların varlığını ve bizim için ne ifade ettiğini ancak rahatsız olunca anlarız.
Kardiyoloji hocamız ‘Normalde kalbinizin çalıştığını hissetmemeniz lazım, Eğer kalbinizin çalıştığını duyuyorsanız, hissediyorsanız kalbinizde rahatsızlık olabilir’ derdi. Kalbiniz sizin isteğiniz ve kontrolünüz olmadan 7/24 sürekli çalışır. Onun bu çalışmasından haberiniz bile olmaz ta ki bir rahatsızlık yaşayıncaya kadar.
Boğaz enfeksiyonlarında normal yutabilmenin ne kadar zor ve önemli olduğunu yaşayınca öğrenirsiniz. Adeta boğazınızın her santiminin yandığını, sızladığını hissedersiniz.
Mide rahatsızlığında önünüzde her türlü yiyecek olsa bile yiyemezsiniz, bir lokma yemeği ağrısız ve sıkıntısız yemenin ne büyük nimet olduğunu anlarsınız. Mide ülserinde ağrıyla kıvranırken ağrısız bir lokma yemek ne kadar zor ve ulaşılmazdır.
Yoğun bakım hastalarında en güzel haberler şöyledir; ‘Hastamız bugün gözlerini açtı, bugün ventilatörsüz solunuma geçti, Hastamız çorba içti ve gaz çıkardı ‘
Ne kadar çok nimetin içindeyiz aslında! Her nefeste, her lokmada, her an’da bir mucize gizli. Su içmek, hava almak , ekmek yiyebilmek , yürüyebilmek, görebilmek, sevdiklerimizin sesini duyabilmek. Bütün bunlar, şükretmemiz gereken en değerli armağanlardır.
Geliniz, bugünden itibaren aldığımız her nefesi fark edelim. Bir bardak su içerken, bir adım atarken, bir tebessüm paylaşırken bile şükredelim. Aldığımız nefes için, yediğimiz bir dilim ekmek için, bedenimizin sessizce çalışması için, yürüyebildiğimiz, görebildiğimiz, duyabildiğimiz için şükredelim. Çünkü sağlık, sadece yaşamak değil; her nimetin farkında olarak, hissederek, şükrederek yaşamaktır.
Konuyu ariflerin bir kıssası ile bitirelim.
Şakîk-i Belhî hac maksadıyla yola çıkıp Bağdat’a vardığında, Halîfe Harun Reşid kendisini çağırdı ve; “Bana öğüt ver!” dedi. Şakîk ona şu nasihatte bulundu: “Farzet ki çölün ortasındasın ve susuzluktan mahvolmaya ramak kaldı. O zaman, bir içimlik su satan birini buldun. O suyu kaça alırsın?”
Harun:“Kaça isterse ona.” dedi. “Ama adam; «Mülkünün yarısını isterim…» derse?” “Onu da veririm.”
Şakîk:“Farzet ki bu suyu içtin ama içtiğin su, bu defa da dışarı çıkmadı, idrarını yapamadın. Öyle ki büyük bir sıkıntıya dûçâr oldun. O zaman biri çıkıp; «Ben seni tedavi ederim ama buna karşılık mülkünün diğer yarısını alırım; dese ne yaparsın?”
Harun:“Onu da veririm.” Şakîk: “Şu hâlde önce içip sonra idrar yoluyla dışarı attığın bir içimlik su değerindeki bir mülk ile, ne diye övünüp duruyorsun?! Asıl övüneceğin şükredeceğin nimet sağlık sıhhat ve Afiyettir.”

Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.