Yaşadığı Çağın Şahidi olmak…

‘Böyle bir çağın şahidi olmak imtihan olarak hepimize yeter ‘ Cahit Zarifoğlu

Kötü bir zamanda yaşıyoruz dostlar. Büyükler, ahir zamana kaldık, Allah ahir zaman fitnelerinden
korusun derdi. Kimsenin kimseyi anlamadığı, söylenen sözlerin dinlenmediği, dost kim düşmanın kim
tanınmadığı zor zamanda yaşıyoruz. İnsanları tekbirlerle düşmana saldırır gibi kardeşine saldırdığı,
ölende öldürende Müslüman iken, kazanan hep mafya babalarının olduğu garip günler yaşıyoruz.
Dünyanın bir kısmı çılgınlar gibi eğlenir, tüketir, sömürürken diğer kısmı aç, susuz, ilaçsız, güvencesiz,
işsiz vs adeta ölümü bekliyor.
Dünyanın hâkim güçleri silah, ilaç, teknoloji satarak diğer ülkeleri sömürüyor. Silaha göre savaş, ilaca
göre hastalık, teknolojiye göre pazar oluşturuyorlar. İnsanlar ölürken de öldürürken de vahşi
kapitalizmin çarklarına kan ve can veriyorlar.
Yeni bir savaş türü; Vesayet Savaşları
İslam dünyasında yaşanan kaos, terör ve savaşlar içimizi daha çok yakıyor. İslam’ın zulme ve
haksızlığa karşı mücadele demek olan zirve ibadeti cihad; ahlaksız ve hain ellerde terör ve vahşetle
anılıyor. İslam dünyasında insanlar tekbirlerle birbirine saldırıyor, silah tüccarlarının ekmeğine yağ
sürüyor. Adı üstünde ‘Vesayet savaşları’ ile başkalarının savaşını kendi topraklarında kendi
insanlarına karşı uyguluyor.
İslam dünyasında her türlü etnik, dini, mezhep, meşrep, tarikat, cemaat, parti, STK .. üzerinden
ayrılıklar ve çatışmalar kaşınıyor, ateşleniyor. En genel planda ise İslam dünyasının kadim Sunni-Şii
mezhep farklılığı üzerinden çatışmalar körükleniyor.
Yemen’de, Bahreyn’de, Katar’da yaşananlar İslam dünyasının bu acı halini hepimize daha çok
hatırlatıyor. Sosyal medyada gördüğüm bir karikatür durumu iyi anlatıyor.

İki arap kıyafetli Müslüman konuşuyorlar, ‘Yemen de savaşıyoruz, Bahreyn de, L,ibya da, Suriye de savaşıyoruz, peki İsrail ile ne zaman savaşacağız’. Diğeri cevap veriyor;’ İsrail Müslüman olsun o zaman onunla da savaşırız’
Suriye’de artık kimin kimle ve ne için savaştığı anlaşılmaz hale geldi. Esed’in Nusayri kökeni nedeni ile
İran ve Hizbullah tarafından desteklenmesi İran’ın kendini İslam cumhuriyeti olarak tanımladığı
günlerdeki sempatisini tüm dünyada yerle bir etti. Muhaliflerin Türkiye, Suudi Arabistan, Katar
tarafından desteklenmesi sanki bir sunni-şii blok görünümünü oluşturdu. Amerika ‘nın PYD yi DAEŞ e
karşı kullanması ve Esed’i diğer muhaliflerden daha kendi çıkarlarına uygun görmesi ile tüm denklem
değişti ve kargaşa daha da arttı. Şimdi artık Türkiye, İran, Rusya birlikte hareket ederken, ABD, Suud,
nato ortak hareket ediyor. Suriye’nin en az üç ayrı parçaya ayrılmasından söz ediliyor.
Irak’ta yaşananlar, Libya’da , Mısır’da, Afganistan’da yaşananlar aynı filmin farklı versiyonları gibi.
Ölenler ve öldürenler hep Müslümanlar, kazananlar, silah satanlar, doğal kaynakları elde edenler
global dünya güçleri oluyor. BM güvenlik konseyinde daimi üye olan 5 ülke aynı zamanda dünyanın
en çok silah satan beş ülkesi olunca dünyadaki mafya düzeni tüm açıklığı ile görülüyor. Dünya 5 ten
büyüktür sözü bu açıdan bakınca daha anlamlı gözüküyor.
Arap baharı ile İslam dünyasında diktatörler devrilecek, demokrasi gelecek diye beklerken, Müslüman
kardeşlerin iktidar olmasından korkan şer güçler kaos, darbe ve iç savaş ile ülkeleri bölüp parçaladılar.
Arap baharı İslam dünyası için zemheri kışından farksız oldu

İslam Dünyasında çatışmaları önlemek için ne yapmalı.?
İslam dünyasında çatışmaları önlemek için neler yapılmalı konusunda bir panel düzenlemiştik.
Çatışmaları konuşmaktan çareyi konuşamadık. Her ülkede mezhep, meşrep, cemaat, STK.. lar
arasında var olan problemler, tefrikalar çok fazlaydı. Var olan % 95 oranındaki birliktelikler ve
kardeşlik anlayışı unutuluyor, % 5 oranında ayrılık noktaları ön plana çıkarılıyor, tartışma ve tefrika
konusu olabiliyor, hatta birbirini tekfirle-dinden çıkma- ile suçlamaya kadar varabiliyordu.
Meşhur fıkradır, bir İngiliz Londra Köprüsünde intihar etmek üzeredir. Özel aracı ile köprüden geçen
bir başka İngiliz onu kurtarmaya çalışır. İkna etmek için hayatın güzel yönlerini anlatır, İngiltere’nin
güzelliklerinden bahseder. Tanrı’ya inanıyor musun diye sorar, Evet deyince ; Ne güzel bak bende
inanıyorum, Tanrı her şeyi düzeltir der. Hristiyan mısın ? diye sorar, Evet deyince ‘ bak İsa bizi
kurtaracak’ der. Peki hangi mezheptensin diye sorar; Katolik deyince aralarında tartışma başlar.
Protestan-Katolik mezhep tartışması iyice şiddetlenir. Sonuçta kurtarıcı olan vatandaş ‘Madem benim
mezhebimden değilsin ölmeyi hak ediyorsun deyip intihardan kurtardığı kişiyi köprüden aşağı atar.
Bugün İslam dünyasında yaşananların bu fıkranın kötü bir versiyonundan farkı yok. Yüzde 95 ortak
noktalarda anlaşan insanlar mezhep, meşrep, cemaat, tarikat, parti..vs farkı yüzünden çatışıyor,
birbirini düşman kabul ediyor. Aradaki ihtilafları büyütüp tefrikaya ve çatışmaya çeviriyorlar.
Kardeşlik ve uhuvvet şuurunu unutuyorlar.
Müminler ancak kardeştir.
Allah CC İslam inancını taşıyanlara Müslüman adını vermiştir. Kuran-ı Kerim de Müslümanlar ancak
kardeş olabilir, hasım, rakip, düşman..vs olamazlar diye emretmiştir. İslam ümmetinin birliği her türlü
grup, mezhep, meşrep, cemaat , tarikat, parti,,vs kardeşliğinden, arkadaşlığından, yandaşlığından
daha önemlidir. İslam ahlakı müminlerin birbirine dost ve kardeş olmasını, şefkat ve merhametle,
yumuşak huyla, güzel ahlakla davranmalarını emreder. Peygamberimiz müminlerin bir vücudun
azaları gibi olduğunu, birinin ağrısını, üzüntüsünü, diğerlerinin de hissedeceğini söyler
Kardeşinin derdiyle dertlenmeyen mümin, uyuşturularak koparılan bir uzuv gibidir. Biri diğerine
düşman olan, birbiriyle kavga eden müminlerin durumu kendi eliyle kendi kafasını döğen sersem
adam gibidir.
Hucurat suresi 10. Ayette : Mü’minler ancak kardeştirler. O halde iki kardeşinizin arasını düzeltin.
Allah’tan korkun ki merhamete lâyık görülesiniz.buyrulur. İlahi emrince müminler aralarındaki
farklılıklara ve ihtilaflara rağmen kardeşçe yaşamak durumundadır. Bunun çarelerini, yolların,
sistemini kurmak zorundayız.
Alimler arasında kurulacak bir Şura ile ana hatlar (Akide ve uygulamada ) tespit edilmeli , ana
mesele olmayan ihtilaflı meselelerde birbirimizi mazur görmeliyiz.
Âlimler Şurasında; Şii-Sunni mezhepleri temsil edecek sağduyulu alimler yer almalı, daha önce
Kudus müftüsü El Hüseyin in başkanlığında Kudus’te sunni ve şii alimlerden oluşan alimler birliğinin
yaptığı gibi tüm ‘ İslam dünyasına Sağduyulu ittifak çağrısı ‘ yapmalıdır.
Farklı mezhep, meşrep, tarikat, Sivil toplum, parti, ayrılıkları ilmi bir zeminde tartışılmalı,
sahih ana kaynaklarda yer almayan hurafe ve uydurma anlayışlar ayıklanmalıdır.

Mezhep ve cemaatler ana kaynaklara uygun, şeffaf, denetlenebilir olmalıdır. Menfaat temin
etmek ve yandaşlarına çıkar sağlama birlikteliklerine dönüşmemelidir.
Mezhep ve cemaatler , sivil toplum , siyasi çıkar ve menfaat ilişkilerinden uzak olmalıdır.
Farklı düşündüğümüz konularda birbirimizi mazur görmeli, ihtilaf rahmettir diye düşünmeli,
kardeşimize ve kendimize hakkı hakk olarak görüp hakka uymayı, batılı batıl olarak görüp ondan uzak
olmayı tavsiye etmeliyiz.
İşte sözlerin en güzeli ; Ali İmran Süresi 103. Ayet
Toptan Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın. Allah’ın size olan nimetini anın: Düşmandınız,
kalplerinizin arasını uzlaştırdı da onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun
yanında idiniz, sizi oradan kurtardı. Allah, doğru yola erişesiniz diye size böylece ayetlerini açıklar.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın