Sağlık Vakfı hakkında bir yazı yazmayı düşündüğümde zihnimdeki hatıralar mesleki-sosyal bir organizasyonun çok ötesinde bir vicdan yolculuğunu gönlümde canlandırdı.Paylaşmak istediğim Sağlık Vakfının tarihçesi yalnızca bir meslek kuruluşunun yolculuğu değil, aynı zamanda bir inanç, bir dayanışma ve bir hizmet ekibinin mütevazı ama muhteşem hikâyesidir.
1979 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne adım attığımda, sadece bir meslek edinmeye değil, insan hayatına dokunmaya dair eşsiz ve derin bir yolculuğa başlamıştım. O yıllarda üniversite ortamı hem siyasi hem sosyal olarak oldukça hareketliydi. Millî-manevî değerleri rehber edinen gençler olarak bizler bu ateş çemberinin içerisinde adeta bir gül bahçesindeymiş gibi muhabbetli, gayretli ve idealist bir ekiptik.
Cerrahpaşa’da tıp eğitimimiz boyunca aldığımız tıbbi bilgi yanında İstanbul’un manevi atmosferinde aldığımız İslamî ve irfanî bilgiler ile vicdanımızı şekillendirirken sosyal sorumluluk bilinciyle de donandık.
Hekimlik Bir Meslekten Fazlasıdır
Cerrahpaşa’da başlayan bu yolculuk, yıllar içinde bir yaşam felsefesine dönüştü. Tıp bilgisiyle donanmış bir birey olarak insani yardım ve sosyal sorumluluk bilinciyle hareket etmek hem mesleki tatminimizi artırdı hem de toplumla daha güçlü bağlar kurmamızı sağladı.Bugün geriye dönüp baktığımda, hekimliğin en değerli yönünün acıları dindirmek, tedavi etmek olduğu kadar insanla kurulan bağlar olduğunu da görüyorum.
Mezuniyetin ardından hekimlik mesleğini icra ederken, insani yardım ve sosyal sorumluluk duygularımız hep ön planda oldu. Sağlık hizmetlerine erişimi kısıtlı olan bireyler için ücretsiz muayene ve bilgilendirme çalışmaları yürüttük.
İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır
1985 yılında mezun olduğumdabeyaz önlüğü ilk giydiğimde başladığım bu yolculuğun bir sorumluluk, sadelik, güvenilirlik ve fedakarlık gerektiren bir sözleşme olduğunu biliyordum. Bu sorumluluğun sadece hastane koridorlarında değil hayatın her safhasında,dünyanın her köşesinde devam etti.
Bu sosyal ve manevi sorumluluk gereği olarak ‘İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır’ Peygamber buyruğunu hayatımın esas gayesi olarak gönlüme yazdım.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde Tıp öğrenciliği dönemimde zor ve ağır ders yükünün yanında Türkiye’nin birikimi denebilecek fakültemizdeki birçok öğretim üyesinden istifade etmiştim. Süheyl Ünver, Ayhan Songar, Ekrem Kadri Unat, Nurettin Sözen, Hüsrev Hatemi, Aram Sukyasyan, Adnan Salepçioğlu gibi hocalarıma ve ismini sayamadığım diğer hocalarıma minnet ve saygılarımı arz ederim.
Ayrıca bu yıllarımda İstanbul’un eşsiz sosyal ve entelektüel birikiminden de istifade ettim. Gerek İlim Yayma Vakfı yurdunda gerekse başka konferans salonlarında Cemil Meriç, Necip Fazıl, Mustafa Miyasoğlu, Yavuz Bahadıroğlu, Mustafa Müftüoğlu gibi fikir adamı ve yazarları dinledim. Ayrıca Fatih semtinin manevi atmosferini oluşturan alimler Timurtaş Uçar, Emrullah Hatipoğlu, Mahmut Toptaş ve mürşidler Mehmet Zahid Korku ile Mahmud Es’ad Çoşan Hocalarımız gönlümüzü ve ruh dünyamızı dolduran manevi birer rehber oldular.
Sosyal Bir Kuruluş Arayışı
12 Eylül 1980 darbesi sonrası sağ-sol fark etmeksizin fikri ve siyasi akımlarda tambir hareketsizlik hali vardı. O dönemde sosyal ve siyasi vakıflar ve dernekler kapatılmış,yenilerinin kurulması adeta yasaklanmıştı. Bu şartlarda Hekimler Birliği Vakfı mesleki sivil toplum kuruluşu olarak İslami camiada hekim ve sağlıkçıları temsil eden tek vakıftı.
Bizde fakültemizde bu vakfın çıkardığı akademik dergi olan Türkiye Kliniklerinin satış ve dağıtımını yapıyorduk. Doğrusu kaliteli mesleki bir bu derginin İslami değerlere saygılı mesleki bir vakıf tarafından çıkartılıyor olması bizi çok memnun ediyordu.Ancak merkezi Ankara’da bulunan Hekimler Birliği Vakfı fikri ve manevi mekanların ve şahısların merkezi olan İstanbul’un zenginliğini ve kalitesini kuşatamıyordu.
Sağlık Vakfı Kuruluşu
1987 yılında kurulan Sağlık Vakfı, hekimler ve tıp öğrencileri arasında mesleki dayanışmayı, yardımlaşmayı ve sosyal sorumluluğu önceleyen bir anlayışla yola çıktı. Bu vakıf, tıbbın teknik yönünün ötesine geçerek, insani ve İslami değerlerle harmanlanmış bir hekimlik kültürü oluşturmayı hedefliyordu. Kurucularının ve destek olanların bir çoğunu tanıyor ve güveniyordum. Radyolog Dr. Mehmet Bozkurt, Genel Cerrah Mustafa Şener, Çocuk Hekimi Hanefi Demirtaş, Dr. Hüseyin Akın, Diş Hekimi Abdulkerim Karaağaç, Eczacı Mustafa Aydıner hatırladığım bazı isimlerdi.
Ben de bu vakfın kuruluşundan itibaren aktif olarak içinde yer aldım. Fatih’te Fevzipaşa Caddesinde başlayıp Akdeniz Caddesindeki geniş bir dairedeki merkezinde çok önemli, kaliteli faaliyetler gerçekleştirdik. Seminerler düzenledik, sağlık taramaları yaptık, toplumun farklı kesimlerine ulaşarak hem bilgi verdik hem umut olduk. Bu çalışmalar, hekimliğin yalnızca hastalıkla değil, insanla ilgilenmek olduğunu bana öğretti.
Bu vakıf, tıp camiası içinde mesleki dayanışmayı güçlendirmeyi, toplumla daha güçlü bağlar kurmayı hedefliyordu. O yıllarda mesleğinin başlangıcında gençtik, idealisttik ama en önemlisi insanlara faydalı olma heyecanıyla doluyduk.
Sağlık Vakfı’nın Eğitim ve Kültür Komisyonu Başkanı olduğum 1990-94 yılları arasında konferans veren hekim ve fikir adamları oldukça kaliteli ve geniş bir yelpazede idi. Emin Acar, Yunus Söylet, İsmail Kara, Abdurrahman Dilipak, Ahmet Davutoğlu, Ahmet Taşgetiren bu isimlerden bazıları idi.
Sağlık Bilimleri Enstitüsü; Ahmet Kamil Efendi Dergahında
Daha önce Hak-Yol Vakfı’na bağlı Hadis Enstitüsü olarak hizmet veren Fatih-Karagümrük’teki ahşap üç katlı bir Nakşi Tekkesi olan Ahmet Kamil Efendi Dergâhı Sağlık Vakfının kullanımına tahsis edilmişti. Aynı sokakta üç ayrı dergâhın bulunduğu Niyazi Misri sokağında ana caddenin uzağında sessiz, sakin dar bir sokakta adeta iç güzelliğini saklayan, gönlüne yönelmiş bir derviş gibi duruyordu.
Eski dergâhın tadilatını yapıp kullanıma hazır hale getirdiğimizde 1994 yılının 14 Kasım günü merhum Mahmud Es’ad Coşan hocamızın katılımıyla açılışını yaptık. Çok güzel, manevi ortamda hekim camiasının güzide isimlerinin de katıldığı bu açılışta Mahmud Es’ad Coşan Hocamız çok veciz ve güzel bir konuşma yaptı. Dergâhın Tevhidhanesinde yapılan sohbette mescidin kubbesinin dört parçalı çizgilerini gösterip ‘Nakşi Dergahlarında dört parçalı kubbe dört terki gösterir; Terk-i Dünya, Terk-i Ukbâ, Terk-i Hestî, Terk-i Terk’ diyerek bunları manalarını açıklamıştı.
Sağlık Bilimleri Enstitüsü olarak kullanılacak Ahmet Kamil Efendi Dergâhında yapacağımız en iyi faaliyetin Tıpta Uzmanlık Sınavına (TUS)hazırlanan tıp fakültelerinin son sınıf öğrencilerimizin yoğun ders çalışmalarına fırsat verecek tarzda bir ev ortamı oluşturmak olduğuna karar verdik. Bu mekan kütüphanesi, mescidi, odaları, çamaşırhanesi, mutfağı ve ara bahçesi ile ders çalışmak için ideal bir ortamdı.
Sağlık Bilimleri Enstitüsünde kalan veya TUS hazırlık derslerine katılan öğrencilerimizden hemen hepsi ihtisas sınavında yüksek puanlar alarak akademik kariyer yaptılar.Daha sonra ülkemizin önde gelen üniversitelerinde akademisyen ya da saygın eğitim araştırma hastanelerinde başhekim olan genç meslektaşlarımızın yetişmesinde bir faydam olduysa mesleki hayatımın en güzel hatıralarından biri sayarım.
Sağlık Taramaları
Ülkemizin birçok mahrumiyet bölgesinde hiç doktorun bulunmadığı, uzman hekimlerin ise ancak şehir merkezlerinde bulunduğu o yıllarda gönüllü sağlık kuruluşlarının en çok yaptığı faaliyetlerden birisi de çeşitli branş hekimlerinden oluşan ekiplerle ücretsiz muayeneler ve kontrolleri oluyordu.
Sağlık Vakfı olarak yaptığımız sağlık taramalarının en unutulmaz hatıralarla dolu olanı Çanakkale-Ayvacık-Ahmetçe köyü ve civar köylerinde gerçekleştirdiğimiz sağlık taraması idi. Birçok branş hekimi tarafından muayenelerin yapılıp ilaçlarının verilmesi yanında diş çekimleri ve sünnet müdahaleleri de yapılmıştı. En güzel yönlerinden birisi de Rahmetli Mahmut Es’ad Coşan Hocamız bizimle beraber köylere geliyor, camide veya köy kahvesinde köylülerle sohbet ediyor, gönülleri fethediyordu. Kendisi de Ahmetçe’li olan Mahmud Es’ad Coşan Hocamızı Ahmetçe ve civar köylüler Molla Halil Efendi’nin oğlu diye biliyorlardı. Çok güzel, anlamlı, muhabbetli bir faaliyetti.
Sağlık Aktüel Dergi Panzehir
Sağlık Vakfının gönüllülerinin hazırladığı Panzehir Dergisi 1990 Yılında yayın hayatına başlayan Sağlık, bilim ve aktüalite konularında en özgün yayınlarından birisi idi. Ağırlıklı olarak Sağlık konularının yer aldığı dergide farklı bilimsel ve aktüel yazılarda yer aldı. Derginin Başmakalesinde Mahmud Esad Coşan Hocaefendi Sağlık Vakfının ve Panzehir dergisinin gayesini veciz şekilde ifade etmişti.
‘Bizler de hem halkımızın, hem de kendimizin kavî müslümanlar olmasını, yani Cenab-ı Hakk’a daha yakın ve daha sevgili olmamızı arzu ediyoruz.
Sağlık hizmetlerine bu temel zihniyetimiz dolayısıyla büyük önem vermekteyiz. İnsanoğlunun sıhattine, afiyetine, huzur ve saadetine hizmet etmek, acısını dindirmeye, maddî ve manevî sağlığını kazanmasına çalışmak bizim için büyük şereftir.
Sağlık Vakfı, yurtlar, poliklinikler, hastaneler, doğumevleri, huzur evleri, yetim yurtları… açma ve işletme çalışmalarımızın yanı sıra Panzehir Dergisi ile yayın hayatına girmemiz ise halkımızı sağlık konularında aydınlatmak, hastalık öncesi hıfzısıhha=koruyucu hekimlik çalışmalarını yaygın ve verimli kılmak, öğrenci veya mezun, sağlık personeli ve tıp dalı meslek erbabı arasında sevgi, saygı, tanışma ve işbirliğini geliştirmek, meslekî bilgi, görgü ve tecrübeyi uluslararası yenilik ve gelişmeleri ve İslâm’ın bu konudaki ahkâmını ve inceliklerini onlara iletmek, dileğinden kaynaklanmıştır.
Çalışmaların hayırlı alanlarda ve verimli, başarıların sevindirici ve daimî olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.’ Panzehir Dergisi Başyazı Mayıs 91
Aile Dinlenme ve Eğitim Proğramları
Sağlık Vakfı ekibi olarak üyelerimiz ve gönüllülerimize yönelik olarak uygun zamanlarda otellerde aile dinlenme ve eğitim programları gerçekleştirdik. Bunların içinde en çok hatırladıklarım Şile’de ve Antalya’da yapılan otel programlarıydı.
Şile’de yapılan eğitim ve dinlenme programında konferans için Dr.Haluk Nurbaki ve Ali Rıza Demircan’da gelmişti. Çok güzel, kaliteli ve eğitici bir programdı. Dr. Haluk Nurbaki insan vücudunda aklın merkezi gönüldür demişti. Ali Rıza Demircan ise annesi yeni vefat ettiği için anne babaya itaat ve duasını almak konulu çok duygulu ve gözü yaşlı bir konuşma yapmıştı.
Antalya’da yapılan programa Muharrem Nurettin Coşan Hocamız bizzat katılmış, samimi ve muhabbetli bir ortam oluşmuştu. Mahmud Es’ad Coşan Hocamız ise umrede olduğu için bu programa video konferans ile katılarak özellikle Vakıf faaliyetlerinin önemini anlatmış ve genel merkezle bağlantının güçlendirilmesini vurgulamıştı. Gönlümde kalan bir duygu da Mahmud Es’ad Coşan Hocamızı çok özlemiş olduğumuz için hasret ve muhabbetle dinlediğimizdi.
Gölcük Depremi: Felaketin İçinde Umudu Yeşertmek
17 Ağustos 1999’da Marmara bölgesinde yaşanan Gölcük merkezli büyük deprem, hepimizin hayatında derin izler bıraktı. O günlerde Sağlık Vakfı olarak gönüllü hekimler ve sağlık çalışanları olarak organize olduk, sahra hastaneleri kurduk, yaralıları tedavi ettik, ilaçlarını temin ettik. Ama en önemlisi, oradaki insanların acılarına ortak olduk. Onlara yalnız olmadıklarını hissettirdik.
Hastaları muayene ve tedavi ederken, dertlerine deva olmaya, yaralarını sarmaya, çocuklara oyuncak, yaşlılara sıcak bir çorba, annelere destek olmaya çalıştık. Çünkü biz oraya sadece hekim olarak değil, insan olarak gittik.
Bu süreç bana bir şeyi çok net öğretti: Hekimlik, bilgiyle başlar ama merhametle anlam kazanır. Toplumla bütünleşmeyen bir sağlık hizmeti eksiktir ve bizler bu eksikliği tamamlamakla yükümlüyüz.
Deprem bölgesinde her şeyini bir anda kaybetmiş insanlarla hemhal olmak, onların yaralarını sarmak, göz yaşlarını silmek, acılarını paylaşmak hekimliğin ne kadar derin bir insanlık görevi olduğunu bir kez daha hatırlattı bana.
17 Ağustos 1999 depremi, Türkiye’nin en büyük doğal afetlerinden biri olarak hafızalara kazındı. Bu dönemde Sağlık Vakfı bünyesinde organize edilen yardım faaliyetleri, sadece fiziksel yaraları değil, ruhsal travmaları da sarmayı hedefliyordu.
Yaptığımız çalışmalar arasında sahile yakın Gölcük Belediye binasına yakın çadırlardan oluşan Sahra hastanesi ve eczanede gönüllü hekimlik/tedavi/eczacılık/ilaç hizmetleri yapıldı. Yan tarafımızdaki çadırlarda Hak-Yol Vakfı tarafından yemek dağıtımı, sağlık ve temizlik malzemeleri temini gerçekleştirilirken, bizler de temel sağlık ihtiyaçlarını (ilaç, hijyen, muayene) karşıladık. Psiko-sosyal destek programları hazırlandı. Çocuklar ve yaşlılar için özel bakım alanları oluşturuldu. Manevi destek sunan psikososyal rehberlik çalışmaları yapıldı.
Deprem gerçekleştiği andan itibaren iki aya yakın devam eden bu hizmetlerde tüm Türkiye’den vakfımızın gönüllüsü hekimler görev aldı. Adeta bir yarış halinde hizmet vermeye çalışıldı. Gerek Valilik ve Belediye yetkililerinden gerekse Kızılay ve diğer yardım kuruluşlarında yapılan hizmet ve iş birliği için teşekkür belgeleri alındı. Bu süreçte hekimliğin yalnızca bir meslek değil aynı zamanda bir vicdan görevi olduğunu bir kez daha derinden hissettik.
Şubat Soğuğunda Ayakta Kalmak
28 Şubat’ın sivil toplumu baskıladığı, insani yardım çalışmalarını, yok etmeye çalıştığı yıllar Sağlık Vakfı’nı ve gönüllüsü dostları da etkiledi. O dönemdeki baskılar ve yargılamalar çalışmalarımızı yavaşlatmış, gönüllü arkadaşlarımızı tedirgin etmişti. Sağlık Vakfı’nın birçok şubesi kapandı, İstanbul’daki genel merkezin faaliyeti de asgariye indirildi. Şu anda Sağlık Vakfı faaliyetlerine eski ve yeni gönüllüleriyle birlikte SAYADER Sağlık ve Yaşam Derneği çatısı altında çalışmalarına devam ediyor.

Vakfın Misyonu: Bilgiyle Merhameti Buluşturmak
Sağlık Vakfı bünyesinde yürütülen çalışmalar hekimliği yalnızca klinik bilgiyle değil sosyal duyarlılıkla da besleyen bir yaşam biçimine dönüştürdü. Gölcük depreminde olduğu gibi kriz anlarında gösterilen dayanışma bu anlayışın en güçlü tezahürlerinden biri oldu.Bu çerçevede düzenlenen seminerler, sağlık taramaları, eğitim programları ve sosyal etkinlikler hem meslektaşlarımızı hem de halkı kapsayan bir iyilik hareketine dönüştü.
Vakfın çatısı altında yıllar boyunca birçok projeye imza attık:
– Hekimler ve tıp öğrencileri arasında mesleki dayanışma kültürünü geliştirmeye çalıştık.
– Milli ve manevi değerler doğrultusunda etik, vicdan ve merhamet temelli bir hekimlik anlayışı oluşturmayı hedefledik.
– Sosyal sorumluluk projeleriyle toplumun sağlık bilincini artırmaya gayret ettik.
– TUS hazırlık sınıflarıyla yüzlerce öğrencinin uzmanlık yolculuğuna destek olduk.
– Sağlık taramalarıyla köylere, kasabalara, dezavantajlı mahallelere ulaştık.
– İlk yardım, kadın sağlığı, çocuk gelişimi, yaşlı bakımı gibi konularda seminerler düzenledik.
– Manevi destek çalışmalarıyla hastalara yalnız olmadıklarını hissettirdik.
Bugün geriye dönüp baktığımda, bu vakfın bir parçası olmak, mesleki kimliğimi şekillendiren en önemli deneyimlerden biri olmuştur. Çünkü hekimlik, yalnızca tedavi etmek değil aynı zamanda acıyı paylaşmak, umut olmak ve insan kalabilmektir.
Gönüllü hekimler için bir hastanın gönlündeki sevgi, dilindeki dualar, gözlerindeki minnettarlık, bir hasta yakınının hüznünün sevince dönüşmesi, bir annenin duası bu mesleğin en büyük ödülüdür.
Bu yolda yürüyen tüm meslektaşlarıma, gönüllülere ve vakıf dostlarına teşekkür ediyorum. Rabbim hizmetimizi kabul etsin, yolumuzu açık etsin, güç ve sabır versin.

Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.