Kulluk Şuuru: İnsanın Hakikat Yolculuğu

Kul olmak, yaratılmak, Kulluk şuuru kavramından ne anlıyoruz  ve nasıl düşünmeliyiz sorusu İslam düşüncesinin önemli konularındandır. Kul olduğunu yaratıldığını bilmek aynı zamanda yaratıcısını bilmeye ve O’nu tanımaya götürür. Nefsini bilen Rabbini bilir sözünden yola çıkarak kul olduğunun şuuruna varan kişi Yaratıcısını bilir, O’nun gücü karşısında acziyetini idrak eder.

Kulluk şuuru kavramından insanın yaratılış gayesini, varlık içindeki konumunu ve Rabbine karşı sorumluluğunu bilmesi olarak anlıyoruz. Esas olarak insanın var oluş gayesini anlamak ve kainattaki konumunu düşünmek İslam düşüncesinin en temel meselelesidir.

Bu bağlamda “kulluk şuuru”, sadece ibadetle sınırlı olmayan, insanın varoluşunu anlamlandıran, Rabbine karşı sorumluluğunu ve acziyetini anlamak olarak ifade edilen bir bilinç halidir.

Prof. Mehmet Emin Maşalı’nın Server Vakfı’nın düzenlediği İman konulu konferansında bahsettiği gibi bir çok alim bu konuda düşünmüş ve yazmıştır. Fahreddin Râzî, Gaffal Şaşi, İmam Gazâlî, Cüneyd-i Bağdâdî gibi büyük alimlerin izahlarıyla bu şuurun derinliklerine inmeye ve daha iyi anlamaya çalışalım.

Kulluk Nedir?

Fahreddin Râzî’ye göre kulluk, Kur’an-ı Kerim’de “İyyâke na’budu ve iyyâke nesteîn” (Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden yardım dileriz) ayeti ile anlatılan teslimiyetin özüdür. Fatiha Suresi Yaratıcı ile kul arasındaki irtibatı, Yaratıcının kudretini ve kulun acziyetini anlatır. Kul olmanın gereklerini özetler.

Kul olmak başka bir tanımla  “Allah’ın emir ve yasaklarına uymak, mahlukata şefkat ve merhamet ile muamele etmektir.” Bu tanım, kulluğun hem Allah’a karşı tazimi hem de yaratılmışlara karşı şefkati içerdiğini gösterir.

Kainattaki Yerini İdrak Etmek

Kulluk şuuru, insanın kainattaki yerini ve konumunu idrak etmesiyle başlar. Kendisinin mahluk olduğunu anlayan insan, bir Hâlık’ın varlığını kabul eder. Bu idrak, onu Rabbini tanımaya ve kendini kul olarak konumlandırmaya götürür.

Kainattaki muhteşem ve kusursuz düzen Yaratıcının sonsuz güç ve kudretini gösterirken aynı zamanda insanın acziyetini ve kulluğunu anlatır. Aynı zamanda insanın yaratılışındaki mükemmellik de Rabbini bilmeye götürür. Alimler ‘Kendini bilen Rabbini bilir ‘ demişler

“İkra” emri de bu bağlamda sadece okumayı değil, varlık içindeki yerini ve hakikatini fark etmeyi ifade eder. Kainatın sonsuz derinliği içerisinde bir zerre olan insan aynı zamanda kainatın en mükemmel yaratılmış özüdür. Şeyh Galip in dediği gibi;

Hoşça bak zatına zübde-i alemsin sen / Merdum-ü dide-i akvam olan Adem’sin sen             Zatına hoşça bak alemin özüsün sen/ Yaratılmışların göz bebeği gibi olan Ademoğlusun sen

Fânilik ve Esmaü’l-Hüsna

Kulluk şuuru, insanın fani bir varlık olduğunu esas ezeli ve ebedi olanın Allah CC olduğunu kabul etmesiyle derinleşir. Esmaü’l-Hüsna, Allah’ın güzel isimleri, insana hem kendi acziyetini hem de Allah’ın mutlak kudretini hatırlatır. Allah’ın sıfatı “Hakikat”, kulun sıfatı ise “geçicilik”tir. Bu farkındalık, kulun Rabbine yönelişini derinleştirir.

İlahi Denetim ve Mahlukatla İrtibat

Kulluk şuuru, insanın sadece Allah’a karşı değil, diğer mahlukata karşı da sorumluluk taşıdığını öğretir. Kendisinin Allah’ın denetiminde olduğunu fark eden insan, diğer varlıklarla olan ilişkisini de merhamet ve adalet üzerine kurar. Bu irtibatı sağlamak için akıl tek başına yeterli değildir; ilahi rehberliğe ihtiyaç vardır. Kuran-ı Kerim ve Resulullah bu sorumluluğu hisseden insana rehberliği en güzel şekilde yapar.

Fahreddin Râzî’nin ifadesiyle kulluk, Hakk’a karşı tazim ve sadakat; mahlukata karşı ise şefkat ve merhamettir. Bu yolu gösteren ise Kuran ve Sünnettir.

Tazim ve şefkatin nasıl ifa edileceği, ilahi rehberlik olan şeriatla belirlenmiştir. Allah’ın şanına yakışır bir tazimi ve mahlukata layık bir şefkati ancak vahiy ve peygamber rehberliğiyle öğrenebiliriz. Bu farkındalık, kulluğun özüdür.

Rehberlik, Dua ve Teslimiyet

İmam Gazâlî’nin “İşler senin istediğin gibi değil, Allah’ın istediği gibi gider” sözü, kulluğun teslimiyet boyutunu özetler. Sülemî ise “Kulluğun hakikati, bütün işleri Rabbine teslim etmektir” diyerek bu teslimiyetin kapsamını belirtir.

Kulluk, tam bir muhabbet, tevazu ve itaattir. Namaz ve dua, kulluk şuurunun en güçlü tezahürlerindendir. Namaz, kulun Rabbine yönelişini; dua ise acziyetini ve teslimiyetini ifade eder. Dua, sadece bir şey istemek değil, yaratıcıya ubudiyetin ve acziyetin beyanıdır.

Sonuç: Kulluk Şuuru ve Rızâ-i İlahi

Kulluk şuuru, insanı rızâ-i ilahiye ulaştıran bir yoldur. Bu yol, sadece ilimle değil, irfanla,  edeple ve şuurla yürünür. Abdullah İbnü’l-Mübarek’in dediği gibi: “Öyle bir dönem yaşıyoruz ki çok ilim var, ama irfan ve edep yok; çok ilim olsa da azıcık edep ve şuura ihtiyacımız var.”

Bugün bize en çok lazım olan da budur: Kulluğun hakikatine ermek, Rabbimizin rızasını kazanmak ve mahlukata faydalı olmaktır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın