Gençlerle Sağlık-bilim ve Hikmet Sohbeti

Kıymetli Üniversite öğrencisi genç kardeşlerim;
Hekimlik ve Sağlık mesleğine ait üniversite bölümünde okuyorsunuz. İnsana hizmet etmenin
ona faydalı olmanın en hayırlı işlerden olduğunu bilirsiniz. Her hayırlı işe başlandığı gibi bu
hayırda insanlara faydalı olmanın ibadet olduğunu düşünerek, niyet ederek ve besmele ile
başlamak lazım.
Rahmetli MZK hocamıza Dr. Alâeddin ağabey; Efendim hep yanınızda olmak, itikafa girmek
istiyorum deyince Rahmetli Hocamız ‘Evladım, senin itikafın halvetin hastanede hastalarına
iyi bakmaktır, esas sevabın oradadır. ‘
demiş
Sizler gibi bir üniversite öğrencisi olduğum kırk yıl evvelki hatıralarıma baktığımda zihnimde
sorular, arayışlar ve belirsizlikler vardı. İlim yolculuğunun sonsuz derinliği ve bilmediklerimin
çokluğunu düşününce aramızdaki yıllar ve tecrübe farkının çok fazla şey ifade etmediğini,
kendimi sizler gibi bir öğrenci olarak gördüğümü ifade etmeliyim.
Son sınıfa geldiğimizde bir arkadaşımızın şu sözü beni çok düşündürmüştü. Eğer elimde olsa
şimdi yeniden başlıyor gibi fakulteyi okur, daha iyi ve kaliteli yetişmeye çalışırdım demişti.
Bizlerin elinde o fırsatlar yok, ama sizde var yeni bir anlayış ile daha kaliteli ve iyi
yetişebilirsiniz.

Ben dünyada bir ağacın gölgesinde dinlenen yolcu gibiyim diyor Peygamberimiz. Dünya
hayatı ve ilim yolculuğu içersinde bir çok imtihanlar ve zorluklar bulunan uzun ve meşakkatli
bir yolculuktur. Biz bu yolculuğun son duraklarına doğru yaklaşıyoruz, siz ise daha
başındasınız. Size bu yolculuğun güzelliklerinden ve zorluklarından bahsetmek isterim.
Sağlam bir inanç ve ahlak;
İlim mutlak hakikati ifade eder, bilim ise değişebilen, yanlışlanabilen bilgilerdir. Bilgi bir
konuda elde ettiğmiz veriler ve gözlemler, bilim ise o günkü imkanlarla bu bilgilerin
yorumlanmasıdır. Düşünce ise bilgi katarını çeken lokımotif gibidir. Düşünme ve akletme ile
bilgi katarını değerlendiririz.
Kainattaki muhteşem ahenk, düzen, denge, kusursuz tasarımı gören her aklı selim sahibi
insanın bu mükemmel tasarım karşısında onu yaratan sonsuz güç ve kudret sahibini tanıması
ve iman etmesi gerekir. Maalesef bunun yerine bugün dinsizlik ve imansızlık bilim yoluyla
insanlara etki etmeye çalışmaktadır.
Batıda kilisenin tahrif edilmiş incilden dolayı oluşan dogmaları ve akıl ve mantık dışı
inanaçları, bilim ve dini karşı karşıya getirmiş ve batılı modern insanı din ve inançtan
uzaklaştırmıştır.

İslam dünyasının son 2 yüzyıldır devam eden modernleşme ve batılılaşma seruvenide bundan
nasibini almış ve aydınlarımızda bilim adına dinsizlik ve inançsızlığı savunur olmuşlardır.
Halbuki Kuran-ı Kerim ‘in ayetleri ve İslamın prensipleri insanın fıtratına, yaratılışına uygun,
gerçek ilimle çatışmayan, insanın hem dünyada hem de ahrette mutlu ve huzurlu olmasını
sağlayan hayat prensipleridir.
İslam; Anne Sütü gibidir.
1980 li yıllarda bilim adamları anne sütünün yetersiz olduğunu bebeğe 3-4 . aylardan itibaren
mama verilmesi gerektiğini söylüyorlardı. Daha sonra anlaşıldı ki anne sütünün miktarı az
olmasına rağmen bebeğin ihtiyaçlarını karşılayan eksiksiz, eşsiz ve mükemmel bir gıdadır.
İslam fıtrat dinidir, fıtrata uygun yaşama tarzıdır, anne sütü gibi eşsiz, eksiksiz ve
mükemmeldir, eksik olan bizim bilgimiz, anlayışımız ve uygulamalarımızdır.
Yaratılıştaki Mükemmel tasarım;
Tıp fakültesi 2. Sınıfta embriyoloji dersinde hoca anne rahminde bebeğin gelişimi zigottan-
embriyoya, hücreden dokuların oluşumunu anlatırken, endoderm, ektoderm ve mezoderm
tabakalarından beyin, sinir dokusu, kan damarları ,kemik yapı, kc, böbrek..vs oluşumunu
anlatıyordu. Tek hücreden milyonlarca, milyarlarca farklı hücre oluşmasının nasıl olduğunu
soran bir öğrenci arkadaşımıza hocanın cevabı ‘Diferansiyasyon ne demek biliyor musun ‘
olmuştu. Farklılaşma terimi ile bu çok mükemmel değişimi anlatıp, izah ettiğini sanıyordu.
Yine Tıp fakültesi 5. Sınıfta çocuk kardiyoloji dersinde hoca doğumdan sonra kalpteki
değişimleri, küçük ve büyük dolaşımda oluşan farklılıkları anlatıyor ve olayı o2 reseptörleri ile
doğanın yaptığını söylüyordu. Bir öğrenci arkadaşımız ‘Ne doğası hocam Allah desene
diyince ‘Ben Allah diye anlatırsam din dersi anlatmış olurum’
demişti. Doğa diye neyi
kasdediyorsunuz ağaç mı, gökyüzü mü, toprak mı ne diye sorunca belki hepsi demişti.
İlim-Bilgi-Bilim anlayışı
Batı bilimi WASP (White-Anglosakson-Protestan) bilim ve medeniyet diye geçer. Bilim
felsefesinin de tanrı Zeus dan ateşi çalan Prometeus ile başlar. Yani batı bilimi tanrılar ve
doğayla savaşarak gelişir büyür. Bugün gelinen noktada da doğayı yok eden, bozan, onu
sonuna kadar kullanan sonrada uzayda yaşam arayan bir bilim ve teknolojiden söz edebiliriz.
İslam bilim ve medeniyeti ise Allah CC Adem as yaratması ve ona esmayı-eşyanın hakikatini
öğretmesi ile başlar. Yani esasında Tevhid ve Allah CC isimlerinin tecellisini aramak, hikmet,
ilim irfan, Halk eden, tasvir eden, en mükemmel şekilde yaratanın mükemmel tasarımını ,
sanatını aramak vardır.
Şifa vermek, Hayat vermek gibi Allah’a mahsus ilahi bir sıfattır. Hekim, şifa ya vesile olan ona
yol açan ilim ve sanat ehlidir. Allah’ın Şafi isminin tecelli etmesinde vesile olan bir kapıdır. Bu
nedenle çok değerlidir ve ilimlerin en değerlilerinden biri olarak tanımlanır.

Lokman hekim Kuran-ı Kerim de bahsedilen hekim ve hikmet sahibi bir peygamber/veli bir insandır. İslam
Tıbbının esas kurucusudur.
Batıda tıbbın kaynağı Yunan mitolojisinde tanrı Apollo nun gayrimeşru oğlu Aeskulap tır. Batı
da bu nedenle tıp, tanrısal bir sanat olarak görülür. Tabii mitolojideki tanrıların entrika ve
çarpık ilişkileri düşünüldüğünde bugünkü modern tıbbın benzer eksiklikler, entrikalar,
çarpıklılar…vs taşımasına şaşmamak gerekir.
Devlet mi , Afiyet mi.
Dünya sağlık örgütü (WHO) sağlığı bedenen, ruhen ve sosyal olarak tam bir iyilik hali olarak
tanımlar. Türkçemizde bu tanıma karşılık gelen kelime ‘Afiyet’ tir. İstanbul beyefendileri
muhataplarının sağlığını sorarken ‘Afiyettesiniz İnşallah ‘ derlermiş. Afiyet Hastanesinde
çalışmanın bir güzelliği de devamlı ‘Afiyet’teyiz hamdolsun’ demektir.

Afiyet o kadar değerli bir nimettir ki başka hiçbir maddi değerle değişilmez. Üç kıtaya
hükmeden Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman bile sağlık ve afiyetten üstün nimet
olmadığını şiirsel bir dille anlatmıştır.
Halk içinde muteber nesne yok devlet gibi/Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.

Hekim bazen tedavi eder, daima teselli eder.
Hastayı tedavi ederken kalbine ve duygularına dokunmak onu da iyileştirmek gerek.. Bir çok
hekimin hocası Rahmetli Sami Zan hocamın dediği gibi .. Hekim bazen tedavi eder, sıklıkla
teskin eder ama daima teselli eder.
Hastaya moral vermek, teselli ve teskin etmek tedavinin ayrılmaz bir parçası olmalıdır. Aynı
zamanda hastanın verilen tıbbı tedaviye uyumunu da sağlar.
Hekim tatlı dilli ve güler yüzlü olmalıdır. Tatlı dil ve güler yüzle yapılan tedavi hastayı pozitif
etkiler. Hastanın hekime güven ve samimiyetini artırır.Prof.Dr. Sami Zan ‘Hekim kahkahayla
gülmez, tebessüm eder’ derdi. Tatlı dil ve güzel söz en ağır tedavilere bile uyumu
kolaylaştırır, hastayı rahatlatır.
Yunus Emre de tatlı dil ve güzel sözün önemini şöyle vurgulamıştır.
Söz ola kese savaşı/söz ola kestire başı/ söz ola ağulu aşı/ Yağ ile bal ede bir söz.
Lokman Hekime sormuşlar bir insanın en iyi ve en kötü yerleri neresidir diye. Dili ve kalbi
diye cevap vermiş. Tatlı dil ve temiz kalp hekime çok yakışır.

Hastalar velinimetimizdir..
Hastalar bizim hem hastamız, hem velinimetimiz, hem en yakın arkadaşımızdır. Hastası
olmayan hekim, aşığı olmayan güzele benzer derler. Hiç unutmam mecburi hizmetten mektup yazan bir hekim arkadaşım yalnızlıktan şikayet ederken Fuzuli nin o meşhur beytini
yazmıştı.
Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge/ Ne çalar kimse kapım acil hastadan gayri..

Hekimlik ahlakına uygun davranmalıdır.
Hekimler ve sağlık çalışanları meslek etik kurallarına uymalı ve meslektaşlarını da uymaya
davet etmeli.. Önce zarar verme, sır saklama, tıbbi bilgi ve tecrübesini doğru ve eksiksiz
kullanma, meslektaşlarına karşı saygılı olma..gibi tıp ahlak kurallarına uymalıdır.
Hekimlik ilim ve aynı zamanda sanattır. Tababet ve şuabatı sanatının tarzı icrasına dair 1295
sayılı kanun…diye aramızda mizah konusu olan kanunda da hekimlik bir sanat olarak
bahsedilmektedir. İşçi bileğiyle çalışır , usta bileği ve aklıyla, sanatkar bileği, aklı ve gönlüyle
çalışır. Hekimliğin sanat yönü çok önemlidir. Teknolojik gelişmeler bu sanat yönünü ihmal
ettirmemelidir.
En üstün rütbe ilim rütbesidir.
En faydalı ilimlerin başında sağlık ve tıp bilgisi gelmektedir.
İlimden latif olsa alemde kar/Nebiler kılardı onu ihtiyar..
İlimden daha faydalı, tatlı bir kar yolu olsa idi, peygamberler onu kazanmaya çalışırdı diyor.
Hz. Ali de ‘ İlim elde etmek için çalışın, çünkü elde ettiğin ilim seni korur, ama malı sen
korumak zorunda kalırsın.
.der
Hekim alın teriyle kazanır, helal yer..
Lokman hekim, yine hekim olan oğluna şöyle nasihat eder;Evladım hekim oldun artık en iyi
yemeği yiyeceksin, en rahat yatakta yatacaksın ve en güzel evde oturacaksın..der. Baba
nasıl olacak bu, çok mu zengin olacağım..diye sorunca şöyle anlatır. Hekim olunca çok
çalışarak, çok emek vererek, dua alarak kazandığın helal yemeği yiyeceksin en güzel en tatlı
yemek budur. Çalışmaktan, yorgunluktan, nöbetten ve vicdan rahatlığından yattığın yatak en
rahatı, en iyisi olacak. Ve hastalarının gönüllerini kazanacaksın, senin için en güzel evler,
konaklar olacak..
Samimi , güzel ahlaklı, kaliteli arkadaşlar
İnsan, arkadaşı ile olgunlaşır, değer kazanır. İnsanın zeka, kültür ve anlayış seviyesi en sık
görüştüğü 10 kişinin ortalamasıdır derler. O nedenle kendinize iyi ahlaklı, kaliteli, samimi
dostlar edinmeye çalışın. İnsan dostunun ahlakı üzeredir ,

Sürekli İlim ve Hikmet arayışı
İnsanın ilim ve hikmet arayışı ömür boyu devam etmelidir. İlimde en büyük tuzak kendini
yeterli, müstağni görmek, her şeyi biliyorum zannetmektir.
Kritik Analitik Düşünme anlayışı
Ben olsam, Müslüman Doğudaki tüm mekteplere ‘eleştirel düşünme’ dersleri koyardım.
Batı’nın aksine, Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafın kaynağı budur.”

Der Aliya İzzetbegoviç. Bize öğretilenleri , haberleri eleştirel düşünme süzgecinden
geçirmek durumundayız. Çünkü zehiri altın tas içinde sunarlar balda onun suç ortağı derler
Bize bilim diye öğretilen bir çok bilgi aslında bilginin yorumu olup yanlışlanabilir ve bir
müddet sonra yeni teorilerle değişebilir. Anne sütü örneğinde olduğu gibi.

Değişmez sanılan Newton fiziğinin Einistein fiziği ile değişmesi de bu konuda örnektir.
Bizim dönemimizde Evrim teorisi mutlak değişmez bilim diye anlatılırdı. Bizler yahu hani ara
formlar, hani fosiller.. nerede diye sordukça bu bilim buna karşı çıkılmaz derlerdi. İngiliz
Biyolog Michael Behe Darvin in kara kutusu kitabında Mükemmel tasarım – İndirgenemez
kusursuz tam bir yapıyı anlatıyor. Göz, kanın pıhtılaşması, beyin..vs bir kısmı eksik olsa
mutasyonlarla ve doğal seleksiyon ile bunu tamamlamak mümkün değildir, eksik olan organ
işlevsiz kalır ve körelir diyor. Bu gün artık bilim, evrim olduysa bile bir yaratılıştan –
mükemmel tasarımdan sonra evrimleşme değişim oldu düşüncesine geliyor.
Yaratıcıdan uzak bir bilim ve ahlak anlayışı insanı boşluğa ve hiçliğe götürür. Tevhid ve Sonsuz
kudret sahibi Allah inancı ile berbaber ilim , insanı her adımda yeni güzellikler, mucizeler,
harikalar bulabileceği harikulade bir yolculuğa ve hakikat arayışına dönüşür. Bu sohbetimizi
Derviş Yunus’un güzel şiiri ile bitirelim.
İlim elinde çıra/ Yakta mevlayı ara
Bilmek olmak değildir/ Olmaya bak olmaya.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın