Çağdaş bir derviş, yiğit bir Alperen, çağını iyi okuyan İlim ve İrfan ehli bir mümin, teknolojiyi ve tıp literatürünü iyi bilen bir hekim, sağlık işletmeleri için bilgi işlem yazılımı yapan iyi bir yazılımcı. Bu vasıfların her birini hatta daha fazlasını taşıyan bir insandı Muhterem Ağabey.
1955 yılında Ankara- Beypazarı’nda doğdu, eğitim hayatına öğretmenlik mesleğiyle başladıktan sonra tıp alanına yönelmişti. Tıp eğitimini tamamlamasının ardından GATA’da görev yapan M. Ercan, fizyoloji alanında uzmanlaştı.
Akademik kariyerinde GATA, Genelkurmay Başkanlığı Sağlık Daire Başkanlığı ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi gibi kurumlarda görev yapan M. Ercan; Sağlık Bilimleri Üniversitesinde Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanlığı ve Rektör Danışmanlığı gibi idari görevlerde bulundu.
Muhterem Ağabey’e Vefa
O, sadece bir hekim değil; yaşadığı çağı ve teknolojiyi iyi bilen samimi bir mümindi İnsanı bedeni ve ruhuyla bir bütün olarak değerlendiren, fizik ile metafiziği birlikte düşünen bir hekimdi.
Prensipli bir ilim adamı olarak inandığı doğruları her zaman ve şartta savundu, makam için değil, ilim için çalıştı. Doğru bildiğinden şaşmadı. Tevazu ile vakarı, nezaketle ciddiyeti bir arada şahsiyetinde birleştiren nadir kişilerdendi.
Olayların öncesini ve sonrasını derin bir basiretle tahlil eder, zamanın gereklerini ve teknolojiyi iyi bilir, haksızlıklara karşı dimdik dururdu.
Adaletten şaşmayan, rüzgâra göre yön değiştirmeyen, doğrularından taviz vermeyen, çağdaş derviş ve ilim adamı, tavır sahibi bir mümindi.
Haksızlıklara uğradı zulümlere direndi. Şahidiz ki dosdoğru olmaya adanmış bir ömür geçirdi. Allah için sevdi, Allah için buğz etti. Hak için mücadele etti, ağır bedeller ödedi. Son döneminde kolon kanseri sebebiyle büyük sıkıntılar yaşadı. Rabbimiz derecesini kat kat yükseltsin, sevdiği kullarına komşu eylesin
Doç. Dr. Muhterem Ercan’ın vefatı, öğrencileri, meslektaşları ve tüm sağlık eğitimi camiası için telafisi zor bir kayıp oldu. Geride; samimiyeti, imanı, ilmi, gayreti, prensipleri ve çağdaş vizyonuyla örnek alınacak bir ömür bıraktı.
18 Haziran da Rabbimizin rahmetine kavuşan muhterem ağabey, yiğit bir mümin olarak tanındı. Samimi ve gayretliydi; müminlere karşı şefkatli ve merhametli; ama inançsız, sahte, kibirli kişilere karşı ise izzetli ve tavizsizdi.
İlmi ve Akademik Yönü
Doç. Dr. Muhterem Ercan, duruşu ve karakteri kadar aynı zamanda ilim yolunda gayretli bir akademisyen olarak da tanındı. Fizyoloji alanındaki akademik çalışmaları, tıp eğitimine katkıları ve hipnoz-hipnoterapi sahasındaki öncü çalışmaları ile Türk tıp camiasında izler bıraktı.
1993 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi kadrosuna katılarak Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanlığı, Temel Bilimler Bölüm Başkanlığı ve başhekim yardımcılığı görevlerinde bulundu. Hastanenin dijital alt yapısının ve işletme programının kurulmasında çok gayret etti.
Van Üniversitesinden de yine haksızlıklara tepki için katıldığı Baş örtüsüne özgürlük için Elele eylemi sonrası YÖK kararıyla o kadar emek verdiği üniversite ile ilişiği kesildi.
Farklı düşünen ve ileriyi gören bir akademisyen olarak bulunduğu her yerde önemli görevler aldı. Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin kuruluş ve gelişim sürecinde Rektör Danışmanlığı görevini yaptı. 2018 yılında Sağlık Bilimleri Üniversitesi bünyesinde Hamidiye Uluslararası Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’nın ilk kurucu başkanı olarak görev yaptı.
Akademik hayatında çok sayıda bilimsel yayına imza atan Ercan, yalnızca fizyoloji alanında değil, hipnoz ve hipnoterapi konusundaki çalışmalarıyla da dikkat çekti. 1993 yılında yayımlanan “Hipnoz ve Hipnoterapi” adlı kitabı, bu alandaki erken dönem Türkçe kaynaklardan biri olarak öne çıktı. TÜBİTAK Bilim ve Teknik arşivinde de hipnoz başlıklı yazısıyla yer aldı.
Çağını İyi Okuyan Hekim: Dr. Muhterem Ercan
Muhterem Ercan hem imanıyla hem ilmiyle örnek bir şahsiyet olarak ardında derin bir iz bıraktı. Onu tanıyanlar için bir ağabey, bir hoca, bir dost; ilim yolunda yürüyenler için ise bir rehberdi.
Çağını iyi okuyan, bilgisayar teknolojisini program yazılımı seviyesinde iyi kullanan bir hekimdi. İlminde ciddi, mesleğinde gayretli bir alim, duruşunda prensipli sözünde vakarlı bir hoca, bakışında farklı ufukları gören bir akademisyen, beyaz önlüğüyle sadece tedavi eden değil, aynı zamanda nesil yetiştiren bir hekimdi. Tembelliğe yer yoktu onun lügatinde.
Makam, mevki ya da popülerlik için ilkelerinden ödün vermez. Doğru bildiğini çekinmeden söyler, yanlışa karşı ilim adamı ve hekim vakarıyla karşı dururdu. Hastasına, öğrencisine ve meslektaşına aynı nezaket ve ciddiyetle yaklaşırdı.
Ve en önemlisi, farklı düşünen ve ileriyi gören bir akademisyendi. Ezberin dışına çıkar. “Bugün ne yapıyoruz?” sorusunun yanında “Yarın ne yapmamız gerekir?” sorusunu da sorardı. Genç hekimlere sadece tıp öğretmez; vizyon, ahlak ve sorumluluk da aşılardı.
Dr. Muhterem Ercan gibi hekimler, gelecek nesillere örnek olan hem mesleğe hem de memlekete bırakılmış en kıymetli mirastır.
Cümle halk ehl-i seferdir, devr-i Âdem’den beri/ Pençe-i mevte takılmış, günde bin kervan gider
Hazır ol mevte Kelâmî, gâfil olma bir nefes / Dost gider, düşman gider, ağyar gider, ihvan gider
Nasıl tanıştım
1987-89 yıllarında GATA‘da askerliğimi yaparken tanıştık. Diğer tanıdığım askeri hekimlerden oldukça farklı birisiydi. Zayıf, ince yüzünde canlı, manalı bakan gözleri, derin çizgili yüz hatları ile ilk anda sevgi ile karışık saygı hissi doğurmuştu.
Ufak tefek görünümü zayıf ince dal gibi vücudunun altında askeri disiplinle yoğrulmuş ciddi tavizsiz çelik gibi bir askeri hekim olduğunu onu tanıdıkça anladım. Bir defasında şakayla karışık ‘Gençliğimde kırk sekiz kiloda Avrupa Şampiyonu Ali Rıza Alan’la güreştim. İkinci oldum’ demişti.
Askerliğin disiplin ve kararlılık gibi güzel yönlerini hekimliğin yardımseverlik, bilgelik, araştırmacılık ve ilim yönüyle birleştirmiş özel bir insandı. Aynı zamanda samimi bir mümin olarak ilim ve irfanı gönlünde yoğurmuş çağdaş bir dervişti. Dostlarına karşı alçak gönüllü, güler yüzlü ve hoş sohbet birisiydi.
GATA eğitim ve araştırma Hastanesi’nde aynı zamanda fizyoloji kürsüsü başkanı idi. Ama fizyoloji eğitiminden daha çok insanlar onu hipnoterapi konusundaki araştırmaları ve yaptıkları ile tanıyorlardı. Bu nedenle diğer askeri hekimler üzerinde saygı ile karışık korku uyandıran bir hali vardı. Birçok kişi onu olağanüstü gizli güçleri olan çekinilen ve korkulan bir şahsiyet olarak tanıyordu.
Hipnoz ve hipnoterapi ile ilgisi onu başka insanların gözünde gizemli güçleri olan biri yapmıştı. Hatta bir defasında kendisini eleştiren bazı askeri hekimlerin önünde bir askeri personeli kendisinin özel hipnoz kelimesi olan ‘Timşer’ ile uyutmuştu. Bu hadise onun çekinilen korkulan ününü daha da artırmıştı.
Aynı zamanda İslami kişiliğinden dolayı da soruşturma geçiriyordu. Odasında niye bazı resimlerin olmadığı sorulduğunda ‘ben gerekli yazıyı ilgili birimlere yazdım bu soruyu onlara sorun’ diye resmi yazıları gösteriyordu. Kendisini niye hep örtülü ve sakallı muhafazakâr insanların ziyaret ettiğini sorulduğunda da ‘hastanenin girişinde nizamiye kapısında kimin geleceğini kimin gelmeyeceğini ben belirlemiyorum kim ziyarete gelirse başımın üstünde yeri var’ diye cevaplıyordu
GATA Hastanesi’nde de birçok ilginç vakayı hipnoterapi ile tedavi etmişti. Hipnoterapi ile narkozsuz diş çekimi, narkozsuz sezaryen ve bazı girişimleri yaptırması ile haklı bir şöhret kazanmıştı.
Kendi anlattığı bir hatıra;
1983- 84 yılları arasında bir havacı astsubay emeklilik öncesi helikopterle son göreve ailesiyle beraber gitmek istemişti. Ama bu görev sırasında helikopter Ankara yakınlarında arızalanarak düşmüş, astsubay ve eşi kazada vefat etmiş, 10-12 yaşlarındaki kızları ağır yaralı ve yanık vaziyette GATA yanık ünitesine getirilmişti
Yanık ünitesinde ağır durumda acılar içerisinde kıvranan bu genç kız hiçbir ağrı kesiciye cevap vermiyor bir türlü acıları dindirilemiyordu. Son çare olarak Muhterem beyden hipnoterapi ile çocuğu uyutması ve acılarını dindirmesi istenir.
Yalnız bunu normal mesai saatleri içerisinde herkesin tanık olacağı bir şekilde yapmak istemezler ve gece yarısı saat 12:00 gibi askeri bir araç ile bir suçlu gibi onu Demetevler Öz elif sitesindeki evinden aldırırlar.
Görevinin ne olduğunu da bilmeyen Muhterem bey gene bir soruşturma ve sorgulama var zannederek ailesiyle vedalaşarak evden ayrılır. GATA’ya geldiğinde doğru yanık ünitesine götürürler nöbetçi hekim durumu anlatarak çocuğun ağır yanıklar nedeniyle acılar içerisinde kıvrandığını eğer yapabileceği bir şey varsa hipnoterapi ile bu acıları dindirmesini istediklerini söyler.
Muhterem bey hem soruşturma ve sorgulamadan kurtulduğuna sevinir hem de bu masum çocuğa bir nebze de olsa yardım edebileceği için memnun olur
‘Odaya girdiğimde çocuk korku ve endişeyle etrafa bakıyor ve sürekli acı içerisinde bağırıyordu. Yavaşça kulağına ‘evladım sana yardımcı olmaya geldim beni dinlersen eğer acılarını dindireceğim ve seni bu halde yatmaktan kurtaracağım’ dedim ve ona uygun hipnoterapi telkinleriyle bir müddet sonra derin uykuya daldı, acıları rahatladı.‘
Ben bu şekilde hipnoterapi ile onun acılarını rahatlatırken baktım ki bütün nöbetçi hekimler kapıda benim ne yaptığımı merakla bekliyorlardı. Hipnoterapiyi tıbbi bir uygulama değil de sanki bir efsane ve şarlatanlık gibi gören hekimler şaşkındı. Bu vakadan sonra kendisine daha çok saygı ile karışık bir korku oluşur.
Başka Bir hatıra; Dr. Yüksel Özdemir’den dinlemiştim. Ankara Dışkapı Hastanesinde intörn olarak çalışıyorduk. Anoreksia Nevroza (Psikolojik olarak aşırı iştahsızlık ve zayıflama hastalığı) nedeniyle çok aşırı kilo kaybeden ölmek üzere olan bir hastamız vardı. Hiçbir tedaviye cevap vermiyor, sudan başka bir şey boğazından geçmiyordu. Hekimlerden rica ile izin alarak Muhterem Abiyi davet ettik.
Muhterem bey hipnoterapi sonrası kapıyı açtı, biz merakla sonuç ne oldu diye bakarken o gülümseyerek ‘Hastamıza bir tas çorba verin, karnı acıkmış ‘ dedi. Tüm hekimler çok şaşırmış ve hayran olmuşlardı. Hipnozun tıpta yeri var mı diye soran hekimlere ‘psikiyatrinin temel kitabında koca bir bölüm var okuyun anlarsınız’ diye cevap verirdi.
Enuresis Nokturna (Gece altını ıslatma) rahatsızlığından dolayı birçok genci hipnoz ile tedavi ettiğine şahidim. Bu konuda hipnoterapiye itiraz eden üroloji hekimlerine de ürolojinin temel kitaplarındaki hipnoterapi bölümünü okumalarını tavsiye ederdi.
Bu bilgi ve gayretlerine rağmen otoriteler onun inançlı ve farklı kişiliğinden rahatsız oldukları için GATA‘dan uzaklaştırdılar. Fakat genelkurmaydaki üst düzey yetkililer onun çalışmalarını bildikleri için genelkurmay sağlık dairesi başkanlığına aldılar. Artık GATA ve diğer askeri hastaneler ile ilgili tüzük ve yönetmeliklerin hazırlanması konusunda görevliydi. GATA’da gördüğü eksik ve yanlışları gidermek üzere tüzük ve yönetmelikler hazırlayıp uygulatıyordu.
Aynı zamanda bilgisayar kullanımını da çok iyi bildiği için her türlü araştırma ve yazışmaları maharetle yapıyor, henüz bilgisayar kullanımını bilmeyen komutanlar onun bu özelliklerine hayran oluyorlardı
Ama Türkiye’de 90 lı yıllar inanan insanlar için zor ve çileli yıllardı. Yaş kararlarıyla ihraç edilmiş ve herhangi bir üniversitede çalışması da engelleniyordu o dönemde sadece Van 100. yıl Üniversitesi’nde çalışma imkanı buldu
Burada da hem hekim olarak birçok meslektaşımızın yetişmesinde emeği geçti hem de üniversitenin bilgi işlem alt yapısının kurulmasında bilgi ve tecrübeleri ile çok faydası oldu
Emekli olduktan sonra da İstanbul’da oğlu ve bazı arkadaşlarıyla hastane yönetimi ve işletmesi için bilgisayar programları hazırladı. Oğlu Mehmet Zahid küçük yaştan itibaren bilgisayar proğramcılığına aşina olduğu için babasını da geçerek iyi bir yazılımcı oldu.
Hazırladığı bilgisayar programları hastane yönetimi açısından çok büyük kolaylıklar getiriyordu. Birçok hastanenin kullandığı programların ilk hazırlayıcısı ve yazarlığını yapıyordu
Hekim olduğu ve idarecilikten gelen tecrübeler ile hastanelerdeki yönetim ve faturalama sıkıntılarını çok iyi biliyor ve bunların hallolması konusunda bilgisayar programcılığındaki bilgi ve maharetini kullanıyordu.
O zaman idareciliğini yaptığım sağlık kuruluşlarında onun şirketinin hazırladığı programlarını kullandık. Programların kuruluşunda Muhterem bey bizzat bulunur onu kullanan personele tek tek anlatmaya çalışırdı. Onu tanımayan personel sözlerini dinlemezse ve anlamazsa kızar, sert asker yönü öne çıkardı.
‘Senin hocaların olan doktorları da ben yetiştirdim bu programları da ben yazdım sen önce bunları kullanmayı öğreneceksin sonra bana akıl vereceksin’ diye fırçalardı
Birkaç defa ben araya girerek ‘ağabey insanlar sizi herhangi bir eleman zannediyorlar aksakalınızla hacı amcalara benzetiyorlar, sizin kıymetinizi bilemiyorlar lütfen onlara kızmayın ben gerekli şeyi söylerim’ diye sakinleştiriyordum
Birçok konuda hastane yönetimi açısından bilgi ve tecrübelerinden çok faydalandım istifade ettim. O zamanlar özel hastane ve sağlık kuruluşlarında verilen hizmetler devlete yeni faturalandırılıyor ama birkaç ay sonra ancak ödeniyordu. Biz de hekim hak edişlerini bu ödemeler hesaba geçtikten sonra yapıyorduk.
Muhterem bey ‘bu şekilde yaparsanız hekimleriniz ile asla helalleşmezsiniz onlara gerekli hak edişleri veremezsiniz siz önce o ayki yapılan hizmetlerin hak edişlerinizi hekimlerinize verin sonra devletten alırsınız eğer alamazsanız o zaman kesinti yaparsınız’ dedi. Bu uygulama ile biz hem hekimlerimizi memnun ettik hem de hak edişleri konusunda helalleşmiş olduk
Daha sonra hastane bilgi işlem programları konusunda çok güzel gelişmeler yaptılar ve birçok devlet hastanesinin üniversitenin bilgi işlem konusundaki zorluklarını çözdüler
Hatta sağlık Bakanlığının kullandığı e-Nabız programının yazılmasında da çok büyük emeklerinin olduğunu biliyorum. Her konuda olduğu gibi bu konularda da çok maharetli gayretli ve devletini milletini seven onun için elinden geleni yapmaya çalışan güzel bir insandı
Mahmut Esad Çoşan hocamızla ilgili hatıraları
Rahmetli Mahmut Esad Coşan hocaefendiyi çok severdi, tavsiyelerini hayat dersleri olarak kabul eder ve bizlere de anlatırdı.
Birlikte birçok defa seyahatler yapmışlardı, çok önemli hatıraları vardı. Bir kış günü birlikte seyahat ederken Muhterem abi aracı kullanıyor hocamız ve eşi de birlikte seyahat ediyorlarmış
Bolu dağı civarında yoğun kar yağışı varmış yolda buzlanmayı ve yolun kapanmasını önlemek için bir kamyon üzerinde 4-5 kişi kamyonun kasasından yola tuz atıyorlarmış soğuk ve rüzgârlı havada zor şartlarda üşüyerek bin bir zorlukla çalışıyorlarmış.
Muhterem abi iyi bir gözlemci ve gözlemlediği olaylara çözüm üreten bir yapıda idi. Bu durumu görünce şöyle söylemiş;
‘Efendim aslında bu basit bir şekilde çözülebilir kamyonun arkasına tuzu uygun bir şekilde dağıtacak bir mekanizma konsa hem bu kişiler bu zor görevi yapmak zorunda kalmaz hem de bu işlem çok daha kolay ve düzgün olarak yapılır bunu niye akıl etmezler ki’ diye söylemiş
Onun üzerine MEC Hoca efendi ona takdirle birlikte şu sözü söylemiş;
‘İnsan her konuda bu işi daha iyi nasıl yapabilirim diye düşünerek hem kendisini hem de yaptığı işi geliştirmesi gerekir’ demiş
Başka bir defa birlikte İstanbul’da hadis sohbetinden Ankara’ya dönerken sabah vakti hocamızın derse onun da mesaiye yetişmesi gerekiyormuş. Aracı kullanırken bir müddet sonra yoruldum ve fazla hız yapamadım, hocamız ‘Bizim zamanında yetişmemiz için biraz daha seri ve hızlı olmanız gerekir’ deyince efendim ben daha fazla hızlı gidemiyorum dedim.
Hocamız öyleyse arabayı ben kullanayım demiş ve Ankara’ya her ikisi de tam zamanında yetişmişler hocamızın zamana verdiği önemi anlatır ve aracı kullanmaktaki maharetinden de övgüyle bahsederdi
Başka bir hatırasında ;
MEC Hoca efendinin Öz Elif caminde sohbetlerinde kış günü bir sohbet sonrası hocamızın camide kalabalıktan dolayı çok terleyeceğine ve hemen sitenin içindeki damadı Ali Uyarel in evine gidene kadar üşütüp hasta olacağını düşünür .
O zaman çoğu kardeşimiz de araç olmadığı için Muhterem abi kendi aracını caminin yakınına çekerek içini de ısıtıp hocamızı bu şekilde Ali abinin evine götürmek ister.
Hocamız camiden çıkarken birçok insan elini öpmek veya soru sormak için onu durdururlar. Soğuk havada kapıdan çıktıktan sonra hocamızı rahatsızlığına sebebiyet vermemeleri için insanları uyarır ve hızla araca bindirmek için koluna girip götürmeye çalışır.
Tam araca binecekleri sırada hocamızın elinden tutan bir yaşlı zat ‘Efendim kızımı okuttum hafız yaptım elhamdülillah ama uygun bir kısmet bulamadık hep talip olanlar ona uygun olmayan vasıfta gençler onun vasıflarına uygun İslami bir yuva kurmasını istiyorum siz vesile olursanız çok memnun olurum’ demiş onun üzerine hocamız isim ve adresinizi telefonunuzu yazın bir kağıda verin demiş yazdığı kağıdı aldığında Muhterem abiye uzatarak ‘doktor bey cebine koy’ demiş
Biraz sonra araçla hareket ederken bir genç de hocam diye koşturmuş,hoca efendi de gel arabaya orada konuşalım demiş araçta konuşurken genç ‘efendim ilahiyat fakültesini bitirdim annem babam evlenmemi istiyorlar yalnız söyledikleri kişilerin vasıfları bana uygun değil siz İslam bir yuva kurmam için bana yardımcı olur musunuz’demiş
Bunun üzerine gülümseyen hocamız doktor bey biraz evvelki kağıdı bu gence ver bakalım demiş. Muhterem abi gülerek ve duygulanarak bu hatırayı anlatır ve bu kardeşlerimizin evlenerek mutlu mesut bir yuva kurduklarından bahsederdi.
Son zamanlarında hasta yatarken ziyaret eden sevenlerine son nefesinde hüsn-ü hatime ve iman selameti duasını istediğini duydum.
O demde ki; perdeler kalkar, perdeler iner,/ Azrail’e ‘hoş geldin!’ diyebilmekte hüner…
Muhterem Ağabey çetin olup kırılmayan, dik durup esnemeyen; hak bildiğini her türlü zorluğa rağmen savunan, hak bilmedikleri karşısında eğilmeyen, “ne derler, nasıl görürler” gibi kaygılardan uzak, inandığı gibi yaşayan bir Alperendi. Allah rahmet eylesin

Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.