Özbekistan -Hacegan Yolundan Dersler-Hatıralar

Horasan Erenler diyarı diye bilinen, gönül coğrafyamızın en önemli bölgelerinden olan Türkistan’ın Buhara-Semerkand- Duşanbe bölgesini yıllardan beri ziyaret etmek isterdim. Bu hasret ve özlemim Dr. Selman Ağabeyin 1993 yılında Özbekistan’a Taşkent’e yerleşmesi ile birlikte daha çok arttı. Aynı zamanda bu bölge ile bağlantımız ve dostlarımız da çoğaldı. Ancak bölgenin sosyalist bir rejimden yeni çıkmış olması, adeta kapalı kutu gibi olması bu ziyaretleri geciktirdi. Nihayet 2007 de Özbekistan’a, 2019 ve 2021 de Tacikistan’a yaptığım seyahatlerle bu hasreti kısmen giderdim diyebilirim.

Türkistan’da Horasan Erenler diyarı diye bilinen, Özbekistan-Tacikistan sınırları içerisinde bulunan gönül coğrafyamızın en önemli bölgelerinden olan Buhara-Semerkand- Duşanbe bölgesini ve orada yatan altın silsile büyüklerimizi yıllardan beri ziyaret etmek isterdim.

Bu hasret ve özlemim Dr. Selman Ağabeyin 1993 yılında Özbekistan’a Taşkent’e yerleşmesi ile birlikte daha çoğaldı. Aynı zamanda bu bölge ile bağlantımız ve dostlarımız da her geçen yıl daha çok arttı. Ancak bölgenin sosyalist bir rejimden yeni çıkmış olması, adeta kapalı kutu gibi olması bu ziyaretleri geciktirdi. Nihayet 2007 de Özbekistan’a, 2019 ve 2021 de Tacikistan’a yaptığım seyahatlerle bu hasreti kısmen giderirken gönül bağımızı daha da güçlendirdi.

Altın Silsile İzinde

Resulullah’tan aldığı feyz ile ‘O diyorsa doğrudur’ diye teslimiyet gösteren Sıddık lakabıyla bilinen Hz. Ebubekir ve ‘Ben İslamın oğluyum, neyim varsa İslam’dandır’ diyen Selman-ı Farisi gibi iki zirve sahabenin başını çektiği Altın Silsile-Hacegan yolu Beyazıd-ı Bestami ile İran’ın Horasan bölgesinde Bistam kasabasına doğru uzanır.

Talebesi Hasan Harakani hazretleri Kars şehrine cihad ve fetih için gelir ve orada şehid olduğu rivayet edilir. Yusuf Hemedani ile Horasan bölgesinde devam eder. İmamı Rabbani ile Hindistan-Serhend’e uzanır. Abdullah Dehlevi ile Delhi’den sonra Halid-i Bağdadi ile Şam’a gelir. Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi ile İstanbul’da karar kılar.

Güneş ülkesi manasına gelen Horasan, günümüzde Türkistan’ın batı kısmı Duşanbe’den, Fergana Vadisi-Buhara-Semerkend-Hive-Afganistan ve İran’ın kuzeydoğusundan Hazar denizine kadar olan bölgenin adıdır. Hz. Ömer döneminde İslam’ı tanıyan halkın zeki, çalışkan, cömert, cesur, terbiyeli, nazik, hakkaniyetli, din ve ilme yatkın olmaları nedeniyle Horasan bölgesi alimleri ve mutasavvıfları ile meşhur olmuştur.

Hacegan Yolu- Horasan Arifleri

Horasan Erenleri ve O’nların hicret yolu olarak bilinen Hacegan Yolu Doğu Türkistan sınırları yakınında Tacikistan-Duşanbe, Özbekistan’da Buhara-Semerkant-Taşkent, Hindistan’da Serhend-Delhi şehirleri, Suriye’de Şam bölgesi, Türkiye-İstanbul güzergahı ve yan yolları ile devam ediyor. Bu yazımda Horasan illerine yaptığım ziyaretleri ve dostlukları anlatmak istedim.

 Özbekistan’da Taşkent-Semerkand-Buhara şehirlerinde Altın silsile büyüklerinin kabirlerini ziyaretlerimizde İskenderpaşa Cami imamı Mikdat Kutlu ve Esad Coşan Hocaefendinin ağabeyi Mithat Coşan ile birlikte kabir başında Kuran tilaveti, dualar ve hatmi hacegan yaptık,

Kırk kişi kadar samimim, muhabbetli, salih ve güzel dostlarla birlikte yaptığımız bu seyahatte bir dostumuzun Toy –düğününe- katıldık, hem de manevi büyüklerimizin kabirlerini ziyaret ettik. Bu manevi ziyaretler kalbimizde ve zihnimizde sanki o büyüklerin manevi huzurunda olmanın verdiği bir tat ve haşyet bıraktı.

Toy’dan Ziyarete giden yol

Özbekistan Türkistan’ın kalbi ve manevi merkezi olan bir ülke. Buhara, Semerkand, Hive ve Taşkent gibi İslam medeniyetinin merkezi olan şehirleri ve Horasan Bölgesinin bir parçası olan Fergana Vadisi ile de İslam toplumunun önemli ilim ve irfan merkezlerinden birisidir.

Özbekistan 19. yüzyılda Orta Asya Rus İmparatorluğu‘nun kontrolüne geçti. Taşkent bu dönemde Rus Türkistanı‘nın başkenti oldu. Sovyetler Birliği 1924’te Sovyet ı parçalayarak Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti‘ni kurdu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından 1991’de Özbekistan Cumhuriyeti ilan edildi.

Ülkeyi kuruluşundan 2016’ya dek yönetmiş olan İslam Kerimov ‘un ölümünün ardından yeni cumhurbaşkanı Şevket Mirziyaev ülkede serbest ekonomiye geçiş için çalışmalar başlattı ve Özbekistan’ın komşularıyla ilişkileri daha da iyileşti. 

Özbek ekonomisi hâlen serbest piyasa ekonomisine geçiş sürecindedir. Ülkenin dış ticaret politikası ithal ikamesine (ithalat ürünlerinin yurt içinde üretilmesi) dayanır. Özbekistan dünyanın en büyük pamuk ihracatçılarından biridir. Sovyet Dönemi’nden kalan dev enerji üretim tesisleri ve doğal gaz kaynakları ülkenin Orta Asya’daki en büyük elektrik üreticisi olmasını sağlamıştır. Ülke Türk Konseyi, BM ve Şanghay İşbirliği Örgütü üyesidir.

Özbekistan’da ilk durak Taşken’te Abul Kasım Medresesi, Kökeldaş Medresesi, Emir Timur Meydanı görülmesi gereken özel yerlerden. Ayrıca Taşkent geniş meydanları, yolları ve yeşil alanları ile bozkırın ortasında yeşil bir ada gibi duruyor. Sovyet döneminden kalma toplu konutlar, geniş, uzun ve yüksek binalar hala insana devletin katı gücünü hatırlatıyor.

2007 yılında bir düğün münasebeti ile gittiğimiz Özbekistan ziyaretimiz sırasında Özbek kardeşlerimizin misafirperverlikleri, ikramları ve hala canlılığını koruyan güzel adetlerine şahid olduk. Tüm Özbek dostlar bizleri misafir etmek ve ikram etmek için adeta yarışıyorlardı. Mikdat Hocamın mizahi uslubuyla ‘Özbekistan’dan ikramlardan dolayı ölmeden sağ salim dönebildik Elhamdülillah’ diye söylüyorduk.

Her gelen misafirle birlikte kısa bir dua ediliyor, sonra uzun bir hal-hatır sorma faslına geçiliyordu. ‘Dinçlik mi, Yahşi misiniz. ? diye başlayan sorular anne baba ve bala-çağa (Çocuk-torun) a kadar uzanıyor. Duaları kısa ve özlü oluyor ‘Dinçlik, berkararlık, hatırcemlik, sağlık, sıhhat, Afiyet bolsun Amin )

Özbek kardeşlerimizin Toy dediği düğünlerindeki güzel adetlerine ve ikramlarına hayran kaldık. Yöresel kıyafetler, özel kaftanlar ve başlıklar giyiyorlar ilahi-koşma tarzında müzikler söyleniyor, uzun borusu ve geniş ağızlı borazan tarzında karşılama töreni yapıyorlardı.  Kazanlarla pişen Özbek pilavları bol kepçe tabaklara dolduruluyor, sıra haline gelmiş gençlerin elden ele uzatmasıyla servis ediliyordu. Bu usule Özbekler ‘Koldan Kol’ diyorlar.

 Meşhur Özbek Şairi Mirza Gencebek Taşkent-Semerkand-Buhara arasında seyahatimizde otobüste bize rehberlik ve arkadaşlık yaptı. Özbekistanı tanıtırken arada okuduğu şiirleriyle de hepimizin gönlünü kazandı. Şair dostumuz Mirza Gencebek’in şiirlerinden Tefekkürde ibadettir/Tebessümde ibadettir/Muhabbette ibadettir/ mısralarıyla biten uzun şiiri aklımızda ve gönlümüzde yer etti.

Temel iman ve ihlastır/Bu kulluk kula hastır/Hüde deyip kılsan her iş/ Bu niyette ibadettir           Bu İslam’dır bütün ömrün/ İbadet haline gelen/Ve farkındalık ile geçen/ Şu fırsat hem ibadettir.

Eğer helalin ile/ Gönül hoşluğu etsen/ Felek şahit Melek hazır/ Bu sohbet hem ibadettir          Sevip Mirza, sadece dostluk/ İle gönülleri abad et/ Eğer Allah için sevsen/ Mıhabbet hem ibadettir.

Ayrıca şair yazar Mirza Gencebek’ in Rahmetli Hocamız Mahmud Esad Coşan için yazdığı ve Yad proğramında ödül alıp okunan bir şiir de var.

Mahbubi Hak Resulullah evladları / Buhari şerifdendir ecdadları / Nakşibendi azizlerden irşadları / Pirim Mahmud Esad Coşan Hazretleri diye başlayan uzun bir şiiri var. Tamamını okumanızı tavsiye ederim

Özbekistan-Buhara-Semerkand Arifleri

Özbekistan’da Semerkan ve Buhara şehirleri Türkistan’da alim, arif ve mutasavvıfların en çok bulunduğu bölgedir. Semerkand ‘da Şâh-ı Zinde (Yaşayan Şah ) diye bilinen Sahabe Kusem bin Abbas’ın kabrinin yanında yan yana bir çok kubbe ve türbe bulunuyor. Sahabe ile dünyada ve ahrette komşu olmak isteiği ile buraya defn edilmeyi isteyen bir çok alim ve devlet adamının kabrinin bulunduğu bu mekan  ziyaretlerin başlangıç ve manevi çekim noktası durumunda. Aynı zamanda Şah-ı Zinde Sahabe efendilerimizin İslamın bayrağını dünyanın her yerine taşıma gayret ve himmetlerini gösteren en güzel örneklerden birisidir.

Semerkand’da Sahih-i Buhari müellifi İmam Buhari’nin kabride büyük bir camiinin avlusunda çinilerle bezeli adeta bir yüzük taşını hatırlatan güzel bir türbede bulunuyor. Buharî’nin on bir asır boyunca sıradan bir mezar olarak kalan kabrinin üzerine Özbekistan’ın bağımsızlığının ardından, 2000’lerin başında Orta Asya Türk Sanatı’nın özelliklerini taşıyan bu türbenin inşa edildiğini anlatıyorlar. Yeni dönemde bu türbe yanilenerek daha güzel bir hale getiriliyor.

Özbekler Semerkand ve Buhara’nın önemini anlatırken çok bilinen bir beyit söylüyorlar.

Semerkand seykal-i ruy-i zeminest/Buhara kubbetül İslam-i medinest                     Semerkand yeryüzünün/cihanın gözdesidir/ Buhara Din-i İslamın Kubbesidir                

Ayrıca Hacegan yolu büyüklerinde Ubeydullâh-ı Ahrâr  kabri ve dergahıda Semerkand’da bulunuyor. Geniş bir avlunun içerisinde yer alan yüksek ahşap direkli mescit ve önünde geniş daire şeklinde etrafında asırlık ağaçların yer aldığı büyükçe  havuz var. Bu mescidin yan taraftaki haziresinde Ubeydullah Ahrar hazretleri ile birlikte başka kabirler bulunmaktadır. Hürler Şeyhi olarakta bilinen Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin kabir taşıda heybetli ve adeta ordusunun önündeki bir kumandan gibi dik ve vakur duruyor.

Ubeydullah Ahrar 1404-1490 yılları arasında yaşamış, ‘Hürlerin Şeyhi’ olarak bilinir. ‘Tasavvuf, zamanı ve gayreti , Hakkın rızasına en uygun iş ne ise ona harcamaktır’ ve ‘İnsanlara hizmet etmek kalp kazanmaya sebeptir bu nedenle zikirden ve murakabeden önce gelir‘ sözleri çok bilinir. Sultanlarla ve yöneticilerle niçin çok ilgilendiği sorulduğunda halkı yöneticilerin zulmünden korumak ve dine aykırı hareket etmelerini engellemek için olduğunu söylemiştir.

Semerkand’da yaşamış ve vefat etmiş başka bir alimde Semerkand’ın Mâtürîd kasabasından İmam Mâturîdî dir. Özbekistan, bağımsızlığının ardından İmam Buharî’nin kabrinin inşasında olduğu gibi Mâturîdî’nin kabrinin bulunduğu alandaki evler de yıktırılıp, mezarın üzerine bir türbe, etrafına da fıkıh eğitimi veren bir külliye inşa ettirilmiş. Semerkand’ı gezerken adeta tarih içerisinde bir yolculuk yapıyormuş hissine kapılıyorsunuz. Emir Timur’un kabrinin olduğu bölge ve medreselerle çevrili Registan  meydanı görülmesi gereken yerlerden.

RegistanOrta Asya Türk mimarlığının nadir örneklerinden biridir. XV. asırda Emir Timur‘un torunu Uluğ Bey tarafından kurulan, üzeri karolarla bezenmiş kapılara sahip üç ayrı medresenin bir arada bulunduğu, Semerkant‘ın merkezindeki bir meydandır

Registan Meydanı Orta Asyanın en görkemli mimari komplekslerinden biridir ve üç tarihi medrese ile çevrilmiştir. Bu Medreseler hem bilim hem de sanat açısından yüzyıllar boyunca önemli merkezler olmuşlardır.

Bir yanda Emir Timur’ûn torunu tarafından yaptırılan ve kendi ismiyle alınan Uluğ Bey medresesi sultanın ilmi yönünün bir yansıması ve geleceğe mirasıdır. Banisi Uluğ Bey gibi  bu medresede kadim dönemden beri Astronomi ve matematik alanında eğitim verilen en önemli medreselerden biridir.

Diğer yanda Şir-Dar Medresesi Aslan figürlü süslemeleri ile dikkat çeken mimari özellikleri açısından İslam sanatında istisnai örneklerden biridir. Tilla-Kari Medresesi ise ‘Altınla Kaplı’ manasına gelen ismiyle müsemma bir şekilde altın yaldızlı süslemeleri ile dikkat çeker. Registan Meydanı daha önce bayram namazlarının kılındığı ve ordunun sefer hazırlıklarının yapıldığı geniş bir alan iken günümüzde açık hava müzesi gibi kullanılıyor.

 Emir Timur’un kabri Gur-i Emir Türbesinde ve kabri hocası Seyyid Bereke’nin ayak ucunda yer alıyor. Bu tercihte Emir Timur’un ilme ve  alime verdiği değeri,  cihan devleti olarak başarısının sırrını anlatmaktadır.

Türkistan’ın manevi kalbi Buhara

Dünyada “Kubbet-ül İslam (İslam’ın kubbeleri)” unvanına sahip 3 şehirden biri olan Buhara, Türk-İslam medeniyetinde oldukça önemli bir yere sahip.Buhara İslam dünyasının en köklü ve ilimle yoğrulmuş şehirlerinden biridir.

 Tarihi boyunca hem tasavvuf hem hadis, kelam, fıkıh, matematik, astronomi gibi alanlarda bir çok alim yetiştirmiştir.Medreseleri, kütüphaneleri ve camileriyle yüzyıllar boyunca ilim ve irfanın kalbi olmuştur.Günümüzde Mir Arap Medresesi, Kalan Medresesi ve İsmail Samani Türbesi gibi özellikli eserler bulunmaktadır.

 Türk-İslam dünyasında “Yedi Pir” diye bilinen ve Buhara ‘da yetişen Önemli İslam alimlerinden bazıları; Şah-ı Nakşibend Bahaddin Buhari hazretleri tasavvuf tarihinde derderin izler bırakmış, yetiştirdiği alimler, halifeleri ve ‘Halka hizmet, Hakk’a hizmettir’ anlayışı ile Nakşibendiliğin kurucusu olmuştur.

Bahaeddin Nakşıbend’in kabrini ziyaret etmeden önce onun asırlar önceki arzusunu yerine getirerek beş yüz metre kadar yürüdük ve annesinin mezarını ziyaret ettik.

Bahaeddin-i Nakşibend, Buhara’da ortasında geniş bir havuzun bulunduğu avluda etrafı insan boyundan yüksekçe mermerlerle çevrili ve büyücek bir dut ağacının gölgesinde kalan üzeri açık, yani kubbesiz kabrinde yatıyor. Kabrin önünde şekil bakımından bizdekileri andıran kitabeli bir mezar taşı var. Bu huzur dolu mekânın gerisinde bulunan medresenin önündeki hayli geniş meydan var.

Buhara, modern tıbbın temel taşlarını koyan, tıp, fizik ve felsefe gibi alanlarda çok sayıda kitap yazan ve Batı’da “Avicenna” olarak tanınan İbn-i Sina’nın doğup büyüdüğü yer olması hasebiyle de bilim tarihi açısından oldukça önemli .

Ziyaret ettiğiniz yerlerdeki temizliğin, düzenin ve emniyetin yanında, göreceğiniz samimi misafirperverlik, Özbek halkına karşı muhabbetinizi bir kat daha artıracaktır. Özellikle ikram edilen Özbek pilavı ve yeşil çayın lezzeti doyumsuzdur.

Abdulhalik Gucdüvani Hazretleri

Hacegan yolunun mürşidleri Hoca Arif Rivgeri, Hoca Mahmud Encir Fağnevi, Hoca Ali Rametani, Hoca Muhammed Baba Sammasi, Seyyid Emir Külal ve Bahauddin Nakşibend gibi birçok mutasavvıfı yetiştiren Buhara, bir dönem İslam medeniyetinin merkezi haline geldi.

Buhara’ya gidince Gucduvan’ı mutlaka görmek gerekir. Timur’un torunu Timur İmparatorluğu’nun 4. sultanı , Matematik ve astronomi bilgini olan Uluğ Bey, hayatı boyunca birisi Semerkand’da diğeri Buhara’nın merkezinde ve bir diğeri de Gucduvan’da olmak üzere üç medrese inşa ettirmiştir.

Gucduvan’daki medreseyi, Hâcegân Yolu’nun önde gelen mutasavvıflarından Abdülhâlık Gucduvânî’nin kabrinin hemen önüne yaptırmıştır. Aslında Uluğ Bey, adeta İslâm medeniyetini zirveye taşıyan ruhu, ilmin ve irfan yolunun birlikteliğini, Gucduvan’a nakşetmiştir.

Hacegan yolunun kolbaşı büyüklerinden Abdulhalik Gucdüvani, Yusuf Hemedani hazretlerinin halifelerindendir. Babası Anadolu’da Malatya’da yaşamış daha sonra Buhara yakınında Gucdüvan köyüne gelmiştir. Abdulhalik Gucduvani tahsiline Buhara da başlamış, yirmi yaşlarında manevi hocası Hızır ile sohbet etmeye başlamıştır. Hz.Hızır onun manevi terbiyesi için Yusuf Hemedani’ye teslim etmiş, Hemedani hazretleri onun Hz.Hızır’dan öğrendiği ‘Zikri Hafi’ye devam etmesini tavsiye etmiştir. Hatm-i Hacegan ve Zikr-i Hafi (Sessiz Zikir) uygulamalarının da başlatıcısıdır.

Diğer alimlerin de yaptığı bilinse de Hatmi Hacegan asıl hüviyetine Gücdüvani zamanında kavuşmuştur. Sohbet meclisinden sonra meclisi zikirle sonlandırdıkları, başında ve sonunda Fatiha okunduğu için yaptıkları zikre Hatm-i Hacegan denmiştir.

Rahmetli Mehmed Zahid Kotku Hocaefendimizin bizzat Esad Coşan Hocaefendiye hazırlattığı ve adeta kendi vasiyeti olarak yazdırdığı Abdülhâlik Gücdüvânî hazretlerinin vasiyetnâmesinde buyuruyor ki:

Her hâlinde ilim, edeb ve takvâ üzere ol, İslâm âlimlerinin kitaplarını oku. Fıkıh ve hadîs öğren. Arslandan kaçar gibi câhillerden kaç. Bid’at sâhibi inanışları bozuk olan sapıklar ile ve dünyâya düşkün olanlar ile arkadaşlık etme.

Hacegan yolunun prensipleri olan 11 esas Abdulhalik Gücdüvani tarafından düzenlenmiştir.   Bunlar; her nefesi şuurlu alıp verin (Huş der dem), ayağınıza-yolunuza nazar edin (Nazar ber kadem) Vatanınızda sefer edin (Sefer der vatan) Halk içinde Hakk ile olun (Halvet der encümen) , hem dilin hem de kalbin zikirle meşgul olması (Zikr-i Mudam), Zikirden murat Allah’ı murat ediştir, dille söylemeksizin kalben Allah’a yönelmek, Allah’a yönelmeyi bilgiyle derinleştirmektir.

Diğer prensipler Vukufi adedi, vukufi zamani, vukufi kalbi  nefsi murakabeyi, zamana dikkat etmeyi ve zikrin özel sayısına dikkat ederek , Zikrin huzur ve şuurla zamana, kalbe  ve adede vakıf olarak yapılmasıdır.

Bin Dost Az, Bir düşman çoktur

Özbekistan ziyaretinde ve sonrasında tanıdığım dostlarla ve Özbekistan-Hacegan yolu ile irtibatımız yıllar içerisinde daha da derinleşerek devam etti. Özbekistan’dan bir çok alim ve irfan sahibi insanla dost olduk. Prof. Seyfullah Seyfeddin ile sohbet ederken bir beyt söyledi,

Nefsim bana beladur / Yanan odga saladur. (Nefsim başıma beladır, yanan ateşlere atar)

Yeşil Çayı ve muhabbeti

Özbekler de yeşil çayı en az bizim normal çayı sevdiğimiz kadar seviyorlar. Hatta ‘Özbekler çay içmek için yemek yerler’ diye bir halk sözü bile var. Yeşil çay ikram edilen çaydanlık ve piyale dedikleri küçük taslar sofraların başköşesinde. İkram ederken de incelikli ve saygılı olmak  gerekiyor. Şair Erkin Vahidov çaydanlık ve piyale üzerine çok anlamlı bir şiir yazmış.

Ne kadar kibirli dursa da / Bardağın önünde eğilir çaydanlık / Öyleyse bu büyüklenme niye? / Bu kibir, bu gurur niçin ? /Bu kibir, bu gurur niçin? / Mütevazi ol , hatta bir adım bile geçme gurur kapısından./ Bardağı insan bunun için , öper daima alnından. 

Şairleri arif insanlar, şiirleri de de çok anlamlı ve hikmetli şiirler. Özellikle Milli Şairleri Ali Şir Nevai hem devlet adamlığı hem de şairliği ile yüzyıllar boyunca gönüllerde iz bırakmış. Bolu Abant Üniversitesinde doktora yapan dostum Muhammed Can’dan öğrendiğim Ali Şir Nevai ‘ye ait iki güzel beyti de yazayım

Ademi erseng demegil ademi/ Anın ki yok halk gamından gamı. (Halkın, insanların gamını, üzüntüsünü kendi gamı gibi düşünmeyene Adam denmez)

 Nevasiz ulusa neva bahşi bol/ Nevayi yaman bolsa sen yahşi bol.  (Biçare muhtaç ve derti insanlara merhamet ve lütufta bulun. Eğer Nevayi’yi iyi kişi olarak görmüyorsan, Sen iyi ol insanlara iyilik yap.)

Nevai Üniversitesi Rektörü ile tanışma

2025 Yılı Haziran ayında Nevai Üniversitesi Rektörü Prof. Muhyiddin Kalanov Türkiye’yr ziyaret ve sağlık konularında bilgi alışverişi için gelmişti. Hukukçu ve Türkistan yazarları konusunda uzman olan Kemal Y. Ataman Ağabey ile birlikte kendisi ile tanışıp sohbet ettik. Daha sonra da Ümraniye eğitim araştırma hastanesi başhekimi Prof. Necdet Sağlam ile tanıştırdık. Çok önemli ve faydalı görüşmeler oldu. Bizleri de Özbekistan’a Nevai ünversitesine davet etti. Ayrıca Türkistan ile özel sohbet ve ilgimizden dolayı Nevai Üniversitesi Fahri Profosörlük ünvanı verdi.

Daha önce Ali Şir Nevai’nin şiirlerinden öğrendiğim bir beytin manası gerçekleşti diye söyledim. 

Ehl-i Mana meclisinde zinhar ar eyleme gedalıktan / Bil ki bu hal artuktur ehl-i dünyada sultanlıktan

(İlim İrfan meclisinde hizmetçi olmaktan utanma/ Bil ki bu hal ehl-i dünya meclisinde sultan olmaktan daha değerlidir.)

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın