Hayat, insanın kendini tanıma ve varoluş gayesini arama yolculuğudur. Bu yolculukta en kıymetli yoldaşlar, sana seni gösteren; gerektiğinde acı da olsa hakikati söylemekten çekinmeyen gerçek dostlardır. Onlar yalnızca yanında duran değil, aynı zamanda iç dünyana ayna tutan, seni sana anlatan sessiz rehberlerdir.
Bu yüzden Kur’an-ı Kerim’de “Salihlerle beraber olunuz” buyrulur. Büyüklerimiz de her daim iyi insanlarla, salih dostlarla birlikte olmayı öğütler. Dualarımızda bile hep iyi ve sadık dostlar vardır: “Allah iyilerle karşılaştırsın, Hızır yoldaşın, evliyalar kardaşın olsun” deriz.
Her yolculuk, sadık bir dostla başlar. O dost, en zor anında bile seninle birlikte Hakk’a ve hakikate yürür. Mağarada bile yanında olur; Yar-ı Gar’dır. Senin için endişelenir, seni teselli eder: “La tahzen” der, “mahzun olma. Hak bizimle” der. Hakkı söyler sabrı tavsiye eder. Bu sözle dostluk mühürlenir.
Gerçek dost, zor zamanda senin yerine zorluklara göğüs geren, kardeşliğin hukukunu gözeten kişidir. Ama aynı zamanda sana ayna olur; kusurlarını uygun bir dille söyler, hatalarını gösterir. Seni hem zulmetmekten hem de zulme uğramaktan korur.
Gerçek dost, bir aynadır. Kusurlarını gizlemez, hatalarını süslemez; sana seni gösterir. Bu yüzden dostluk sadece destek olmak ya da sevmek değil; birlikte gelişmek, olgunlaşmak ve iyiye doğru yürümektir.
Gerçek dostlar, insanın eksiklerini fark etmesine, yanlışlarını düzeltmesine ve daha iyi bir kişiliğe ulaşmasına vesile olan aynalardır. Ne kadar dürüst ve samimi bir dosta sahipsen, o kadar berrak bir aynaya bakar gibi kendini net görürsün.
Aynaları Kırmak
Ancak insan, heva ve hevesine kapıldığında, hırs ve nefsine uyduğunda gerçek dostlarına sırtını döner. Hakkı söylemek, kusurları düzeltmek nefsinin hoşuna gitmediği için çoğu zaman bu dostlara tahammül edemez. Eleştiriyi saldırı, uyarıyı düşmanlık, nasihati baskı gibi algılar. Böylece hakikati söyleyen dostları, kusurları gösteren aynaları bir bir kırmaya başlar. Kırdıkça kendini daha doğru, daha kusursuz, daha haklı zanneder. Oysa yaptığı tek şey, kendi kusurlarını gösteren aynayı kırmak, yanlışını ve hatalarını görmemek için ışığı söndürmektir.
Gerçek dostları kırmak, küstürmek ya da uzaklaştırmak; insanın kendine yaptığı en büyük kötülüktür. Çünkü insan, kendine en kolay yalan söyleyebilen varlıktır. Nefsinin arzularını hakikat sanır, duymak istediği sözleri gerçek zanneder. İşte tam bu noktada, gerçek dostların sesi bir vicdanın sesi gibidir: Duyulmak istenmeyeni söyler, hatırlanmak istenmeyeni hatırlatır.
Eğer bir insanın doğruyu söyleyen dostları yoksa, kendine bakacağı bir aynası da yoktur. Nereye savrulduğunu, nasıl bir karaktere büründüğünü, hangi yanlışa adım adım yaklaştığını fark edemez. Çevresi sadece onu onaylayanlardan oluştuğunda ise, yanlışlar doğru gibi görünür, kusurlar olağanlaşır, hatalar kişiliğin bir parçası hâline gelir.
Gerçek dostlar, insanın en zor zamanlarda tutunabileceği köklü dallardır. Onların sustuğu yerde hakikatin sesi de susar. Bir dostun kaybı, sadece bir insanın değil; vicdani pusulanın da kaybıdır. Kırılan her ayna, aslında kendine kapattığın bir penceredir.
Unutulmamalıdır ki insan, kendini gerçek dostlardan, aynalardan kaçırdıkça, kendi hakikatinden de uzaklaşır. Kırdığı her dost, onu gerçeğe götüren yoldan bir taş eksiltir. Bu yüzden insan, kendisine Hakkı ve Sabrı tavsiye edenden, doğruyu söyleyenden korkmamalı; aksine onu yanında tutmanın kıymetini bilmelidir. Çünkü hakikati gösteren gerçek dost kolay bulunmaz; bulunduğunda da kaybedilmemelidir.

Bir yanıt bırakın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.